<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980</id><updated>2012-02-14T03:42:48.070-08:00</updated><category term='agnostik'/><category term='kadın'/><category term='yeraltı edebiyatı'/><category term='tanrı'/><category term='affedilmeyen'/><category term='fraktal'/><category term='sanat'/><category term='mavi melek'/><category term='genesis'/><category term='ay'/><category term='Odysse'/><category term='futuristika'/><category term='kurt cobain'/><category term='in utero'/><category term='heart-shaped box'/><category term='nirvana'/><category term='chaos'/><category term='grunge'/><category term='şiir'/><category term='kan'/><category term='şair'/><category term='Batı Yakası Hikayesi'/><category term='edebiyat'/><category term='masumiyet'/><category term='mevsimsiz'/><category term='insan'/><category term='sistem'/><category term='baudrillard'/><title type='text'>Kaos Eşiği</title><subtitle type='html'>İnsan yaşamının en önemli anları, bireyin bir özne olarak kendisinin bilincine vardığı kişisel anlardır.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>48</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-5174808394602242038</id><published>2010-12-18T10:05:00.000-08:00</published><updated>2010-12-18T10:11:43.451-08:00</updated><title type='text'>Luck'un Karısı - Barış Safran</title><content type='html'>"ÇÜNKÜ İNSANLAR CEHENNEM"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/TQz5HtZ8O_I/AAAAAAAAAYQ/HIVT03KVAXo/s1600/luckun_karisi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 299px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/TQz5HtZ8O_I/AAAAAAAAAYQ/HIVT03KVAXo/s400/luckun_karisi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5552086351483780082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Giyinip dışarı çıkıyor, her erkeğin yanında taşımak isteyeceği aksesuar. Ah! Ne güçlüdür, bar bar dolaşan kasabanın en güzel kızı olmanın ve birkaç da sıra dışı aşkta başrol oynamanın cazibesi. İlk karşılaştığı erkeğe takılıp yeni açılan bir yere gidiyor “sevgilisinin” yakın arkadaşı olmasına bakmadan. Evde devam ediyorlar içmeye ve başlıyorlar sevişmeye. Kesik kesik nefes alışı, baştan çıkarıcı iç çekişi. Tanıdığım tüm kadınlar kadar ateşli ve iffetli. Omzumdayken bir yavru kuş kadar savunmasız. Onlarca, yüzlerce, binlerce defa ihanete uğramış. Güvensiz! Güvensiz! Güvensiz! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yavaş yavaş çözülüyor dili. On üç yaşındayken henüz, her gün okul dönüşü, annesinin yaptığı gizli telefon konuşmalarının bitmesini beklermiş kapıda. Babasının sıkıştırmalarına dayanamayıp bu garip görüşmelerden bahsedince bir gün, evdeki cehennem başlamış. Önce evi terk etmiş annesi, sonra geri dönmüş. Zamanla ortalık yatışmış. Herkes olanları unutmuş. Ama annesi onu bir daha hiç affetmemiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatmaya devam ediyordu. Pencereden baktım. Bahçede oynuyordu solucan çocuk ve türbe çocuğu... henüz doğmamışlar,.. ki onların gençliği, dümdüz ve pürüzsüz. Yılan gözler ve düşman kardeşler. Habil ve Kabil'den beri. Mesafe yok! İkisini de el bıçkısıyla parçalamak istiyordum, eski bir gazeteye geçmek için. Böyle bir durumda çocuk duyarlığından bahsetmek olanaksızdı. Umutsuz çığlıklar ve kana karışan taşlar. Böcek adamlar. Ara, bul ve yok et! Babaları otobüste gördüğü bir çıtırı düşünüp el arabasına binerken, yan komşuyla adama küçük bir boynuz atıyordu anaları. Doyumsuz adamlar ve günahkâr kadınlar. Sen bu zor cinsleri bilirsin, tuhaf ailelerimizi, kirlenmemiş duru bilgeliğinle. Bu yüzden bana kötülük yap. Çünkü bizim konumuz ferahlatıcı değil. Çünkü seks bir tuzak, bir türlü vazgeçemediğimiz, Adem ile Havva'dan beri. Çünkü seks bir pislik, insanları içine çeken, böyle buyuruyor Zerdüştler. Ama onlar taklit herhangi bir yerden. Çünkü insanlar cehennem. Ah insanlar, robotlaşmış hayvanlar, cevap veremediler, neler oldu kutsal aileye?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisedeyken okulun en gözdesi. Tüm delikanlıların gözleri ince bacaklarında. Mutlu sayılırmış o dönem. Ta ki babası bir çay bahçesinde iki sınıf arkadaşıyla “yakalayana” kadar. Sonrası bir meydan dayağı ve yüzünü parçalamak için jiletle kovalamalar. “Erkekler bakmasınmış”. Babasının kızına duyamayacağı, anlatılamayan türden bir tutku belki… Eskiden böyle değilmiş babası aslında. Yani tüm parasını kumarda kaybetmeden önce. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüşüm bulanıklaştı, mutfağa geçtim. Eskiyen gözlerimi kıydım çöp öğütücüsünde. Bu bir meydan okumaydı. Bir savaş! Kitle halinde hücum ediyordu çağdaş yağmacılar. Yalnızdım, her şeye muhtaçtım. Asiydim, hiçbir şeye muhtaç değildim. İşte akıl sağlığının yıpratıcı sonları. Gülünç düşüncelere muhtaç değildim. Tek derdim kendimi ifade edebilmekti. Ama ne düzenli kahramanlara inanıyordum ne de cüzamlı sözcüklere. Kendi terminolojimi oluşturmalıydım. Sıçramalıydım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merdivenlerden düşüp de tüm kemiklerini kırdığında, gidip yerden bile kaldırmamış annesi. Hastanede tek başına yatmış aylarca, doktorlar ve hemşirelerin acıyan bakışları altında. Kazandığı halde üniversiteye gidememiş sonra parasızlıktan. Evden ilk kaçışı da bu dönemde olmuş. O iş senin, bu iş benim. Tüm patronlar asılır. Geri dönmüş mecburen. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece maymunumu poşete sardım, taklit plastik ağaçların altına gömdüm römork parkında. İpin ucuna sahip değildim, kimde oldukları hâlâ muamma. Üstelik sefalet makinesinde sorumsuz nefret ilahisi çalıyordu, bataklık şarkısı... ve ben iyi yalanlar uyduruyordum, süslü kapanlar, çamur çocuklar. Batıl inançlar ve din düşmanı yıldızlar, işte kırılma noktası. Köktencilik iğrençliği ve dikkatsiz nezaket, işte çürüme yılı. Çıkarcı dostluklar ve yarışma heyecanı, işte yeryüzündeki son gün. Çürüme yılı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âşık da olmuş o ara, kırk yaşlarında, çakır gözlü bir adama. Adam entelektüel bir şair. Kitabevi bozması bir kafesi var. Müdire yapmış onu önce. Alacağını alınca sonra, çekip gitmiş aniden, diğer erkekler gibi o da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölüm! Bu senin korkun. Silahını sıkıca kavra. Namlusu aşağı düşmesin:&lt;br /&gt;– Tatlı dişler öğütecek hepimizi! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadıklarından, şehirden, insanlardan, kendinden sıkılmış bizimki kısaca. Ama beyaz atlı prense inanmaktan ve beklemekten vazgeçmemiş asla. Öylesine uzun sürmüş ki bekleyişi, beklediği geldiğinde heyecanlanamamış bile, gelmediğinde üzülememiş. Öylesine büyükmüş ki çektiği acılar, bir yerleri nasır tutmuş. Ama çıkıp geliverirlermiş bazen, cüzdanda taşınan küçük poşet kahveler gibi. Umulmadık bir anda ortaya çıkarak sevindiren. Uykular kaçıran, fazlası baş ağrıtan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrıyı düşünmek istemiyorum. Düşünen tanrıyı da istemiyorum. İşte esrar şovu! Gizemli konulardan hoşlanmıyorum artık. Esrarı sevmiyorum, ama esrar beni seviyor. Her yer koma beyazı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki defa çocuk aldırmış, buna kimse aldırmamış. Solucan çocuk ve türbe çocuğu. Artık mutlu olamıyormuş. Artık şaşırmıyormuş. Yatağa uzanıyormuş düz ve uzun sarı saçları sere serpe. Baş yukarda, boyun açık, izin veriyormuş öpülmesine… Ama hissetmiyormuş. Oysa hızlıymış gençliğinde. Saçlar kısa ve rengârenk. Dudaklar aynı; etli ve yumuşak,&lt;br /&gt;– Artık gitmeliyim, beni kendi halime bırak!&lt;br /&gt;Keşke daha önce karşılaşsaydık, ikimiz de özgürken. Ben seni bırakıp gitmezdim.&lt;br /&gt;Ama bunlar imkânsız, bir dünya özlemi gibi kansız.&lt;br /&gt;– Öyle çok erkek var ki etrafımda, kızgınlığım yaşayamadıklarıma.&lt;br /&gt;Sıkıldıkça yine gel, rujunu unuttuğunu bahane edip. Omzum hazır başını ağırlamaya. Sana da yer var hayatımda. Tıraş kesikleri kadar zararsız bir sızı duysam da içimde,&lt;br /&gt;– Luck'a da selam söyle!&lt;br /&gt;~~~ &lt;br /&gt;MaviMelek Edebiyat Kültür Sanat Dergisi'nden&lt;br /&gt;(http://www.mavimelek.com/)&lt;br /&gt;Sayı: 49, Yayın tarihi: 16/12/2010 &lt;br /&gt;http://www.mavimelek.com/luckun_karisi.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-5174808394602242038?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/5174808394602242038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=5174808394602242038' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5174808394602242038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5174808394602242038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2010/12/luckun-kars-bars-safran.html' title='Luck&apos;un Karısı - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/TQz5HtZ8O_I/AAAAAAAAAYQ/HIVT03KVAXo/s72-c/luckun_karisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-929275962149616799</id><published>2010-10-10T06:59:00.000-07:00</published><updated>2010-10-10T07:08:04.926-07:00</updated><title type='text'>punk manifesto</title><content type='html'>&lt;em&gt;bad religion vokalisti greg graffin'in yazdığı ve sitelerinde* yayınladığı kompozisyonu. punk denen olayın ne olduğunu açıklarken saldıranlara karşı koruma amaçlı bir yazıdır bu.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/TLHIlQFiiUI/AAAAAAAAAW4/oFsyap1O5Vg/s1600/badreligion.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 322px; height: 329px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/TLHIlQFiiUI/AAAAAAAAAW4/oFsyap1O5Vg/s400/badreligion.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5526418760059226434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;'hiçbir zaman bir plak şirketine sahip olmadım, ya da başarılı bir satış şirketinde çalışmadım ve pazarlamada bir uzman olduğum da söylenemez. şarkı yazarlığı yaptım, başkaları yaptıklarımı isimlendirdi, pazarladı ve tüketime hazır hale getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk bana para kazandırdı, ancak kazandırdığı miktar punk'ı mideye indirilecek büyük bir lokma olarak gören şirketlere hediye edilen rakamların yanında hiç kalır. insanların punk'a yakıştırdıkları birçok şeyin değerini daha aza indirgemek özelliğim olmuştur. çünkü punk ona yakıştırılanlardan daha fazlasıdır. o kadar fazlasıdır ki, yapılan yakıştırmalar, tüm punkların paylaştığı tecrübe ışığının yanında çok anlamsız kalırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hayatımın yarısından fazlası boyunca bir parçam olduğu için; süregelen sosyal fenomen punk'ı tanımlamaya kalkışmanın ve gerekirse savunmanın zamanı geldiğine inanıyorum. hayret edilesidir ki, bu kadar çok kültüre yayılmış ve duygusal bir şey bu kadar zamandır tanımsız kalmıştır. punk'ın kökleri tarihte birçoğunuzun tahmininden daha derinlere inmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son yirmi yılda bile, punk'ın pop müziği ve gençlik kültürü üzerindeki etkilerini irdeleyen bir analize rastlamak pek mümkün değildir. daha da nadir olarak rastlananlar, insanların punk'a yükledikleri - punk'ın derinden yarattığı tüm duygusal ve entellektüel etkileşimlerle ilgili yazılardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunu yazmak isteğimdeki birkaç sebep yukarıda saydıklarım. eğer bu deneme, dil ve uslubta kesinliğe, sadeliğe inanan insanları destekliyorsa, kapalı bir topluluğun gizliliğini yıkıyorsa, şüpheci yaklaşımlara bir sonuç sunuyorsa, daha derin düşünmeye sebep oluyorsa, ironiyi açığa çıkarıyorsa; işimi yapmışım demektir ve kendilerini önemsiz hissedenler durumlarının ne kadar önemsiz olduğunun farkına gerçekten varacaklardır. dünya çapında yayılmış bu alt kültürle ilgili kendimi destekleyici olarak elimde sadece gözlemlerim olmasına karşın, dünyanın birçok yerinde ortak düşüncenin izlerine rastladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;genel düşünce sistemleri; insanları bir topluluk içinde birbirine bağlayan ideolojiyi tanımlar. punklar arasında bir topluluk özlemi vardır, ancak ideolojinin köklerini tarayıp, belirli bir zemine oturtmak gerekmektedir. günümüz punk stereotipi, yoğun pazarlama silahlarıyla ezilmiş, varlığını stil ve modanın altında kaybetmiş bir görüntü vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de bu rahatsızlıklar, punk duygusunu yok etmemektedir. bütün bunlar sadece punk olduğunu bilen ancak, punk'ın ne anlama geldiğini bilmeyen genç nesillerin aklını karıştırmaktadır. bunu anlamak zaten çok uzun bir yoldur. bu yazı bu işlemin bir parçasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk'lar canavar değillerdir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk, insan olmanın bir yansımasıdır. bizi diğer hayvanlardan ayıran nedir? kendimizi tanımlayabilmemiz ve kendi genetik "tek"liğimizi sergileyebilmemizdir. ironik olarak, pazarlamacı ve sosyal araştırmacılar punk müziğini çoğu zaman "ilkel" ve "hayvani" olarak tanımlamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onlar şiddetin punk'ın anahtar özelliklerinden birisi olduğuna inanırlar ve şiddet çok dikkat çeken; üstelik haberlerde en kolay yer bulabilen konuların başında gelir. şiddet konusuna bu yönden bir yaklaşım punk'ın asıl anahtar özelliklerinden birinin gözardı edilmesine neden olur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk, insani özelliklerimiz olan sonuç çıkarma ve sorgulama ile birlikte elde edilen tecrübelerle "tek" olmanın dışa vurumudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şiddet ne sadece punk'a özgüdür, ne de genel birşeydir. kendi içinde değerlendirilince; punk düşüncesiyle ilgisiz şeyler buna sebeptir. örnek olarak bir lisedeki bir punk ile iyi bir futbol oyuncusunun kavgasını ele alalım. futbol oyuncusu ve çevresi punk genci gerçek bir insan olarak değerlendirmemektedir. aksine, onu bir öfkeli sözler deposu olarak kullanır, her gün dalga geçer, provoke eder ve utandırırlar. bunların sebebi, hepimizin bildiği gibi kendilerine olan güvensizliklerinin dışa vurumudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günün birinde, tüm bunlar punk gence fazla gelir ve futbol oyuncusuna koridorda saldırır. öğretmenler tabi günün sonunda garip saç şekli pis kıyafetlerini delil göstererek punk genci şiddet yanlısı ve kontrol edilemeyen bir tehlike olarak ilan ederler. yerel gazete hemen yazar: "koridor kavgası, şiddetin punk-rocker'ların yaşam tarzının bir parçası olduğunu tekrar gösterdi".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçek bir insan olarak kabul görmemenin getirdiği ani kızgınlık punk rockerlara özgü bir hareket değildir. bu insani bir davranıştır ve kabul görmeyen, değer verilmeyen, aşağılanan herkes aynı tepkiyi verecektir. üzücü olan punklar arasında çok fazla şiddet örneğinin yaşanmış olmasıdır. kendilerine punk diyen bazı yanlış yönlendirilmiş insanların yaptıkları daha da kötü örnekler oluşturmuştur. ancak kin ve şiddet, punk'ın özellikleri arasında olmayıp, savunduğu değerlere de ters düşmektedir. kin ve şiddet punk topluluğunu bir arada tutan yapıştırıcılar değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tek olmama insanlığın korumasıdır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğa bize punk olmanın ne olduğu ile ilgili temel bilgiler vermektedir. yaklaşık 6 milyar insanın taşımakta olduğu, 80.000 ayrı genden oluşan, insanlara lütfedilmiş farklı gen grupları mevcuttur. aynı gen grubuna sahip iki insanın karşılaşma ihtimali; buradan bir çıkarım yapmak için fazlaca küçüktür. (hesaplamak isteyenler için; ½ 80.000 kere, hayat içerisinde karşılaştığınız insanların sayısı yüzde ya da binde hali! pratikte imkansız bir durum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taşıdığımız genler hayat içerisindeki hareket tarzımız ve alışkanlıklarımızda çok belirleyicidir. bu yüzden "tek" olma hediyesine sahibiz. çünkü kimsenin dünyasını kontrol eden gen düzeneği başkasınınkiyle bir değildir. bunun yanında tabii ki kültürel etkilerin de üzerimizde çok büyük etkisi vardır, ancak bunların dünya görüşü ve yaşam tarzıyla ilgili insanlar arası daha homojen bir etkisi bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şöyle bir örnek ele alalım. aynı okulda okumuş, aynı ideallare sahip, aynı fabrikada çalışan, aynı takımları tutan, aynı mağazalardan alışveriş yapan 15.000 nüfuslu bir ortasınıf kasabası olduğunu varsayalım. bu insanların çocuklarının gelişiminde; çevrenin kültürel etkisi ile çocukların genlerinin "tek"liği arasında sürekli bir çatışma yaşanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğal yapılarıyla bağlantılarını koparanlar toplumun robotları haline gelirlerken, sosyal gelişim ve kaynaşımı gözardı edenlerse derbeder hayvanlar olmak durumundadırlar. punk, bu iki uç noktanın arasında ustalıkla çizilecek bir çizginin üzerinde yürümek isteğindedir. punk'lar kendilerine has "tek"liklerini göstermek isterken, aynı zamanda zor edindikleri terbiyenin komünal aspektlerine de sıkı sıkı sarılmak isterler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dayandıkları sosyal bağlantı noktası, karşılarındaki her bir bireyin "tek"lik özelliğini anlama isteminden güç alır. punk "ortam"ları bu tip görüşlerin kabul gördüğü, bazen uyum sağlandığı, bazen dışlandığı ama her zaman toleransın ve saygının yüksek olduğu sosyal ortamlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk; insan doğasını gözardı ederek sürdürülen sosyal yaklaşımları çürütmeye, yalanlamaya çalışan bir harekettir.&lt;br /&gt;toleransa dayandığı ve reddetmekten sakındığı için punk, tüm insanlara açıktır. punk'ın "tek"liğe olan saygısı ve yaklaşımıyla "tek"lik ile ilgili olan genetik-biyolojik özelliklerimiz arasında çok şık bir paralellik mevcuttur.. '&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;korku nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanların boyun eğdikleri korkular, insanlık tarihinde kederli ve zor periyodlara sebep olmuşlardır. “karanlık çağlar” diye adlandırılan zamanlar; durağan, ayaklanmaların olmadığı; ancak kederli bir sessizliğe bürünmüş ve bulaşıcı hastalıklarla örülmüş yıllardı. karanlık çağların insanlarını bu pseudo-rahatlık ve sakinliğe iten durum aslen, insanların kral ve kilise tarafından güçlendirilmiş bürokrasiye boyun eğmeye ve hayatlarını boyun eğmekle geçirmek zorunda olmalarına inandırılmış olmalarından başkaca birşey değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir köylü olmak aslında kolaydır; bir hedef, amaç olmaksızın sadece daha fazla ürün üretmek ve krala daha fazla kar ettirmekten başkaca bir emel yoktur. ancak köylüleri kontrol etmek için korku kullanıldığında (köylü yerine günümüz mavi yakalılarını da koyabiliriz); bu kısa süreli bir durum olacaktır, çünkü köylüler de krallık ile aynı düşünsel kapasiteye sahiplerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendini tanımayla ilgili içimize işlemiş biolojik özellikleri ve insansal kendini ifade etme dürtüsünü sonsuza kadar bastırmamız mümkün değildir. aslında köylüler de pratik bir amaç olmaksızın çalışmanın bir çiftlik hayvanından farklı bir durum ortaya çıkarmadığının farkına varırlar. korku tarafından kontrol edilmek, tüm insan yaşantısının dışına itilmek, harcanmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insan davranışlarını kontrol eden korku insan tarafından öğrenilen bir olgudur. diğer canlıların ani, reflekslere bağlı ve kendilerini canlı tutmak için gösterdikleri tehlikeli şeylerden kaçma sonucunu doğuran korkularından farklıdır insanını korkusu. bunlara benzer otomatik refleksler bizlerde de vardır ancak, başarısız olma korkusu ve konuşma korkusu bunların aksine limbik sistemimizden ileri gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;limbik sistem beynimizin içerisinde nöronlardan oluşan ve en derin duygularımızı kontrol eden bir ağdır. bu ağ, beynin iki kısmını birbirine bağlar. bu iki kısım algılama verilerinin gönderildiği (görme, duyma duyuları gibi) orta beyin kısmı ile bilginin işlendiği önbeyin kısımlarıdır. ön beyin kısmı 480 milyon yıldır varolmakla birlikte (neredeyse omurgalıların ortaya çıkmasından bu yana), insanlığın ortaya çıkmasıyla özel işlevler kazanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ön beyinin cerebral kortex ismindeki kısmı insanlarda çok gelişmiştir. cerebral kortex’in %95’i planlama ve karar verme gibi işlevleri yürütmek için vardır. kalan %5’lik kısım algı verilerinin işlenmesinde ve otomatik hareketler için kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kıyaslama yapacak olursak, oldukça gelişmiş bir omurgalı olan farede cerebral kortex’in %5’i düşünsel işlevler yerine getirirken, %95’i algılama ve otomatik hareketler için kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insan olmanın anlamında gelişmiş bir limbik sisteme sahip olmak yatar. diğer hayvanlardan planlamaya, yorumlamaya ve kendimizi ifade etmeye harcadığımız zaman ile ayrılırız. limbik sistemimiz çok güçlüdür. ilkel duyguların üzerine geçebilir ve derin arzuları bastırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadaşlarıyla acıklı bir film seyreden ve arkadaşlarının görmesini istemediğinden dolayı kendini ağlamamak için sıkan her insan, limbik sisteminin gücü altında kalmış demektir. ağlamaya karşı arkadaşlarının vereceği tepkiyi önceden düşünüp; gözyaşlarına sebep olacak duygusal etkileri kapatmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aynı şeklide rasyonalite de limbik sistemin bir ürünüdür ve korku da aynı limbik sistemin nöronlarındadır. korku genellikle irrasyonel düşüncelere dayanan, rasyonel bir davranıştır. korku, cerebral kortex’in işlem gücünü dondurabilir. reddetme ve korku çoğu durumda aynı şekilde davranarak, limbik sistemimizin doğal algıları bastırmasını sağlar ve böylece güvenli ve rahat davranışı desteklemiş olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;limbik sistem diğer organlar gibi kontrol gerektirmeden otomatik işlemler gerçekleştirir. vücudumuzun genel sağlığı sözkonusu olduğunda limbik sistem sürekli bir dikkat içerisinde bulunur. korkuyu yenmek için, limbik sistemle devamlı iletişim halinde olmak ve doğal olanı baskı altına aldığı noktayı farketmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“etiket” ve “iyi olmak” , kimi zaman gerekli olsa da, bu durumlar limbik sistemin baskısının bir sonucu ve insan orjinalliğinin tam tersi durumlardır. yalan söylemek limbik sistem baskısının en uç noktasıdır. apaçık ortada olanın, ya da bilinenin reddidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalancılar, limbik sistemin birer esiri olmuş; en basit zihinsel kapasitelerinin bile uzağında kalmışlardır. davranışları temkinli ve değişkendir, çünkü uydurduklarını örtmek için ortada olanı göstermemek çabasındadırlar. sonunda gerçeği vermek ve yenilgiyi kabul etmek durumunda olsalar bile, korkularını saklamak adına her türlü çarpık mantığı savunmak yoluna gidebileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;politikacılar, iş adamları, ve hakimler çarpık mantığın ustaları ve korkunun destekçileridirler. punk’ları çok güzel entellektüel hedefler haline sokmaya çalışırlar, çünkü limbik sistemlerini kontrol eden insanlara saygıları yoktur. ve punk’lar ortada apaçık olanı gördükleri gibi söylemeye devam edeceklerdir, bu söylev sosyal statülerini yerle bir edecek olsa bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk, sosyal statü kaybı korkusuna karşı verilen sürekli mücadeledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk hareketi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk’ı kültürel anlamda bir hareket haline sokan bazı faktörleri saymaya çalıştım. boş bir sebep uğruna etrafta herşeyi parçalamaya çalışan, gaddarlık yapan, çalıp çırpan, kavga eden; günümüz punk stereotipi olarak gösterilmeye çalışılan kişiler; aslen güzel görünümlü aptal kafalı pop yıldızlarından farksızdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü plak şirketleri için şiddet, seks ve bencillik pazarlaması çok kolay öğelerdir. bunun sonucu birçok müzik grubu kendilerini punk olarak adlandırıp; farkında olmaksızın punk’a aykırı olan herşeyin stereotipleri haline gelmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“gel sen de bize katıl” şeklinde taraftar/dinleyici toplama yaklaşımı, genellikle güçlerinin benzer düşüncelere sahip klonlarının sayısının artmasıyla çoğalacağına inanan zayıf insanlarda çekici bir etki yapar. ancak insanlar birbirlerine, dar görüşlü, kendine hizmeti amaçlayan; ve korkuya dayalı bir bağla bağlanıyorsa, kişilerin sayılarının artmasının bir güç oluşturmayacağı açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güçlü ideolojiler bir insan yığınına ihtiyaç duymaz. zaman içerisinde süregelir, gücünü kaybetmez, çünkü içten içe biolojimizle bütünleşir. güçlü ideolojiler homo sapiens olarak varolmanın anlamının bir parçasıdır. punk bu geleneğin tipik bir örneğini oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada ve şu anda olanın üzerinde olan, epik paydaların bir hareketidir. çünkü öyledir, öyleydi, öyle olacak; insanlar yeryüzünde yürüdükleri sürece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kültürün doymak bilmez bir şekilde geliştiği günümüzde, punkların da günü gelecektir. ınternet insanlara birkez daha direkt olarak iletişim kurma iznini vermektedir. webde insan davranışı interaktiftir, kitle medya organlarının oluşmasından önceki dönemlerde olduğu gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insanlar şimdilerde yine ideolojik tartışmalara ve yaşam tarzı konularına yönlenmektedirler. kendilerini kapatıp, bir ağın, ticarethanenin ya da sistemin kabul edeceği davranış tarzının benimsedikleri klasik 20. yüzyıl davranış biçiminin aksine bir durum oluşmaktadır böylece. yalanlar ve elitizmin gizemleri web üzerindeki global tartışmalar ve bilgi alışverişiyle açığa çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dünya nüfusu alternatif ideolojilere daha açık bir hale gelecektir çünkü onları yaratma dürtüsü kendilerinde de olacak ve alternatif düşünceler kendileri tarafından da yaratılıyor olacaktır. tarihi geçmiş kurumların tüm dünyaya aynı anda empoze etmeye çalıştığı ideolojiler insanlar için gün geçtikçe daha az çekici hale gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punklar tarafından hali hazırda yaşatılan “anlamanın gücü” ve “bilgi güçtür” değerleri norm haline gelecektir. gizli notların sertliği, bütünlüğü ve faydasızlığı açığa kavuşturulacak ve insan “tek”liğine ve orjinalliğine doğru yeni bir çağ başlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk kimdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;herkeste punk olma potansiyeli vardır. ancak durağan, mücalede gerektirmeyen ve rahat bir ortamda yetişmiş olanlar için biraz daha güçtür, onlar kendilerine rahatlık sağlayan düşünce ve kurumları eleştirmenin veya provoke etmenin değerini göremezler. ancak günümüzün “batak” dünyasında bu gibi umarsız ve rahat insanların yetiştiği ortamları bulmak da son derece güç hale gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;halen bir çok insanın kafasında sonsuz sorular alev alev yanmaktadır. her geçen yüzyılda insan olmanın anlamı biraz daha anlaşılmaktadır. iınsanların korku dolu aristokrasi dogmasının tüketmek ve tekrar etmek ve erken şeklide mezarın yolunu tutmak üzere eğitildiği dönemler de olmamış değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diğer taraftan insan ruhunu öldürmek güçtür. punk insan ruhunun küçük bir evrenidir (microcosmos). punk’lar düşünceleriyle başarıya ulaşırlar, kaba kuvvetle değil. toplumu farklılıklarıyla ileri götürürler, uyumlarıyla değil. diğerlerine katılarak motive ederler, yöneterek değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendini geliştirmenin ön saflarında yer alırlar ve araştırma ile insan ırkının bütünlüğünü geliştirirler. insan duygularının yazılı olmayan universal prensiplerini korurlar, herkese karşı apaçık ortadadırlar, davranışların elitist kodlarından ya da gizli notlardan sakınmaksızın. gelecek umudunu vücutlandırırlarken, geçmişin eksiklerini ortaya çıkarırlar. onlara ne yapmalarını gerektiğini söylemeyin, zaten sizi sürüklüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk, insani özelliklerimiz olan sonuç çıkarma ve sorgulama ile birlikte elde edilen tecrübelerle “tek” olmanın dışa vurumudur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk; insan doğasını gözardı ederek sürdürülen sosyal yaklaşımları çürütmeye, yalanlamaya çalışan bir harekettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk, kendini geliştirmede bir sorgulama ve sonuç çıkarma sürecidir ki; bu sürecin sonunda sosyal bir gelişim de gözlenebilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk; dünyanın bizim yaptıklarımızdan ibaret olduğuna dair bir inançtır. gerçeklik bizim dünyayı anlayışımızla oluşur; bir yerlerde olayların olması gerektiğinin yazılmış şekliyle gerçek oluşmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;punk, sosyal statü kaybı korkusuna karşı verilen sürekli mücadeledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yazar: greg graffin&lt;br /&gt;kaynak: http://www.punkerland.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-929275962149616799?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/929275962149616799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=929275962149616799' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/929275962149616799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/929275962149616799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2010/10/punk-manifesto.html' title='punk manifesto'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/TLHIlQFiiUI/AAAAAAAAAW4/oFsyap1O5Vg/s72-c/badreligion.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-2931844090314855098</id><published>2010-09-06T14:22:00.000-07:00</published><updated>2010-09-06T16:10:41.699-07:00</updated><title type='text'>Mim Tiyatrosu</title><content type='html'>Avcılar onlarla karşılaşan hayvanların takındığı vücut duruşlarının birer gösterge olduğunu keşfetmişlerdir. Bu durum, onların vücut hareketleri, mimikleri ve çığlıkları için de geçerlidir. Böylece, fil, onu tehdit eden avcılarla karşılaştığında büyük kulaklarını oynatır ve belli bir şekilde bağırarak onu rahatsız edenlere saldıracağını belirtir. İnsan dünyasında, her birimiz başkalarında söze ihtiyaç duymaksızın iyi niyetli ya da saldırgan jestler, umut verici ya da tehdit edici göz kırpmalar, korku ya da kızgınlık çığlıkları gözlemleyebiliriz. Darwin insandaki kızgınlık, korku ve cinsel arzu ifadelerinin doğrudan türümüze en yakın olan memelilerden miras alınan mimikler yoluyla açığa çıktığını düşünüyordu. Bu konuyla ilgili, Stanley Kubrick'in 2001: A Space Odyssey filminin insanlığın ortaya çıkışıyla ilgili ilk bölümü son derece ilginçtir. Hepimiz deneyimle biliyoruz ki dilsel göstergeler, insanlar arasında sözsüz biçimde değiş tokuş edilen göstergelerin sadece bir bölümüdür. Mim tiyatrosunun evrenselliği de anlaşılmak için tercüme edilmesi gerekmeyen bu sözsüz göstergelerin doğasından kaynaklanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-2931844090314855098?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/2931844090314855098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=2931844090314855098' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/2931844090314855098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/2931844090314855098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2010/09/mim-tiyatrosu.html' title='Mim Tiyatrosu'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-7216152718461068703</id><published>2010-08-01T04:46:00.001-07:00</published><updated>2010-08-02T09:55:03.545-07:00</updated><title type='text'>KURTULUŞ</title><content type='html'>Ne yıkıntı içinde yaşadın&lt;br /&gt;Ne de ışıklardan korktun&lt;br /&gt;Sen sadece kendi içinden&lt;br /&gt;Kendi kasvetinden kaçtın yıllar yılı&lt;br /&gt;Ve bir daha dedin&lt;br /&gt;Bir daha!&lt;br /&gt;Dahalarla beraber&lt;br /&gt;Yaşamı daha bir zor&lt;br /&gt;Daha bir dar ettin&lt;br /&gt;Kötürüm kelimelerle&lt;br /&gt;Kara yüzlerle birlikte&lt;br /&gt;Yürü!&lt;br /&gt;Yürü üzerine kalbinin&lt;br /&gt;Kendini çiğne&lt;br /&gt;Tıkanmışlığını sonsuza ulaştır&lt;br /&gt;Ve birden yık!&lt;br /&gt;Tüm duygusallığı&lt;br /&gt;Tümden gelen terimleri&lt;br /&gt;Ve bir gün uzaklara&lt;br /&gt;Çok uzaklara gönder&lt;br /&gt;En olmaz anda&lt;br /&gt;Kabuğundan &lt;br /&gt;Kabuklarından kurtulurcasına&lt;br /&gt;Yırt hayatını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: "Dili bir çılgınlık durumuna, bir patlama durumuna yerleştirmeye ne dersiniz?" diye kekeledi Deleuze. "Arzuyu çeşitli alanlara sokmanın tek yolu bu". Felsefi düşünce yoğunluğunun modülasyonlarıyla yüzyüze gelen bir yazarın karşısında iki olasılık olduğu görülüyor: Güce Arzu'da Nietzsche'nin sürekli kendi duygulamsal durumlarını anlatması gibi, modülasyonu bir dil içeriği olarak anlatmak ya da Böyle Buyurdu Zerdüşt'te Zerdüşt'e verdiği dithyrambik (dithyrambos: Dionysos şenliklerinde Dionysos'a söylenen kaside ve ilahiler) tarzda yaptığı gibi, modülasyonu ifadenin biçemine ya da tarzına yerleştirmek. Deleuze, üçüncü bir olasılığı buldu: edimsel olanı. Bu durum, önceden var olan sözcükleri artık etkilemediği, ancak etkilediği sözcükler içine kendisini de dahil ettiği zaman gerçekleşir. Bu durumda sözcükler, kekelemeden bağımsız olarak var olmazlar; kekeleme onları seçer ve birbirlerine bağlar. Artık birey konuşurken kekelemez, yazar dil sisteminde kekeler. Böylece bir dilin kekelemesine neden olur. Dilin sınırlarında sözcükler, kekelemenin dili duraklattığı aralarda sessizleşirler. Kesin konuşmak gerekirse farkın açıklanamaz olması şaşırtıcı değildir. Fark, ancak, silinmeye yüz tuttuğu sistemlerde açıklanabilir; bunun anlamı, farkın aslında örtük halde olması, varlığının anlamının örtük olmasıdır sadece. Felsefe, aralarda konuşan bir minör ya da yabancı dildir. Sözcüklerin kabuğunu kırın, şeylerin kabuğunu kırın. "Arzu"nun kabuğunu kırın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-7216152718461068703?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/7216152718461068703/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=7216152718461068703' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7216152718461068703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7216152718461068703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2010/08/kurtulus.html' title='KURTULUŞ'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-13633215172797870</id><published>2010-07-26T02:43:00.000-07:00</published><updated>2010-08-02T10:14:40.809-07:00</updated><title type='text'>Sıcak Günlük</title><content type='html'>Kan-ter içinde küfrederek uyandım. Boktan bir kabus görmüştüm ama bir kaç saniye içinde üzerimdeki terin gördüğüm kabusla bir ilgisinin olmadığını fark ettim. İçerisi bir fırından farksızdı. Öğleden sonra ya da akşam üzeri olmalıydı. Güneş dönmüştü ve sonuna kadar kapalı perdelere rağmen odayı bir seraya çevirmişti. Vücudumda sivrisineklerin ısırdığı çeşitli yerler ağır bir uyuz vakası gibi kaşındırıyordu. Bu yaratıkları durdurmaya kimsenin gücü yetmiyordu sanırım.&lt;br /&gt;Başucumdaki kağıt kaleme uzandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarasa kadar çirkin&lt;br /&gt;Pireler kadar iğrençsiniz&lt;br /&gt;Siz de kan emicisiniz&lt;br /&gt;Halkınızın sırtında parazitsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim üstüne alınırsa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Domuzlar" kadar iyi olmamıştı sanırım. Nükleer bir savaştan sonra sadece sivrisineklerle karafatmaların ve politikacıların hayatta kalabildiği bir dünya canlandı gözümün önünde bir an. Güçlükle yutkundum. Akşamdan kalmalığın etkisiyle ağzımın içinde berbat bir çamur tadı vardı ve aşırı sıcaktan dolayı gözlerimde inanılmaz bir ağırlık. Buz gibi bir limonlu soda çöldeki serap gibiydi. Üzerimdekilerden kurtulup mutfağa geçtiğimde ağır bir koku karşıladı. Dün akşam köfte pişirilen tava ocağın üzerinde duruyordu. Mecburen ısıtıcıda karar kıldım ama lanet olasıca elektrikler kesikti. Enerji kısıtlaması olmalıydı. Çaresiz bir şekilde mutfak dolabındaki tozlu cezveyi bularak çıplak bir halde musluğa yöneldim. Neyse ki sular kesik değildi. Yüzümü yıkadıktan sonra ağzımı musluğa dayayıp içmeye çalıştım. İğrenç bir tadı vardı. Şebekeye karışan tüm o foseptiği düşündüm. Kusmamak için kendimi tutarak tavayı lavaboya fırlattım ve su ısıtırken boş yere temiz fincan aramaya başladım. Bulaşıkları karıştırırken en son hangi fincanı kullandığımı hatırlamaya çalışmak işe yaramıyordu ve deterjan bitmişti. İçlerinden en temiz görüneni seçerek suyla duruladım ve kendime koyu ve sade bir kahve hazırladım. O an param çıkışmadığı için gold yerine klasik almam kötü olmuştu, alıştığım aroma değildi bu. Sigaramdan ilk nefesimi aldığımdaysa öksürükten boğulacaktım. Kaçak sigaradan olmalıydı ya da çok içiyordum. Başım ağrıdığı için ecza dolabında bulduğum son ağrı kesiciyi tezgahın üzerindeki şişelerden birinin dibinde kalan ılık birayla güçlükle yuttum. Karanlık banyonun kapısına dikildiğimde içerideki nem dokunulacak kadar fazlaydı. Çünkü pencere olmadığı gibi, havalandırma namına bir fonksiyon da mevcut değildi. İki parmağımla burnumu tıkayıp nefesimi tutarak havluya uzandım ve hızla oradan uzaklaştım. Terimi kuruladıktan sonra havluyu açık pencerenin kenarına astım ve dışarı bir göz attım. Bir martı diğerinin ağzındaki ekmeği çalıyordu. Damda bir kedi bir başkasını düzüyordu. Sigaramın izmaritini aşağı fırlatıp giysi dolabından temiz sayılabilecek bir bermudayı geçirdim kıçıma. Neyse ki tişörtlerimi havalanmaları için balkona asmayı akıl etmiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkonda buz gibi olmuş kahvemi yarıya indirirken bir sigara daha yaktım. O saçmasapan sıcak fön rüzgarı külleri ve dumanı yüzüme üflüyordu ve boğazım yanıyordu. Bermudanın astarı apışaramı bir ızgara gibi pişiriyordu ve güneş ışınları bir ok gibi gözlerime saplanıyordu. O çok sevdiğim çok pahalı marka orijinal güneş gözlüklerimi bir tanıdığın evinde unuttuğumu anımsadım. Geri alamayacağımdan emindim ve bu durum canımı sıkıyordu. Elimde kahvem ve ağzımda sigaramla çalışmayan buzdolabına koştum. Alt raflardaki şişenin dibinde kalan votkanın tamamını yarım fincana boşalttım ve balkona döndüm. Yan apartmandaki açık pencerelerden birinden arap melodileri eşliğinde balgam çıkarır gibi bir şiveyle çığıran tanımadığım bir şarkıcının sesi duyulmaya başladı. Enerji kısıtlaması zamansız bir şekilde son bulmuş olmalıydı. Araba kornaları ve trafiğin gürültüsü beynimde tavanın dibine sürtülen çatal etkisi yapıyordu. Görmediğim fakat hemen aşağıdaki sokakta olduğunu tahmin ettiğim dilencinin ısrarcı yakarışları sinirimi bozuyordu. Gürültü kirliliği kavramından bihaber sokak satıcısının hoparlörden gelen böğürtüsü kulaklarıma tecavüz ediyordu. Tam o anda balkonun üzerinde akbaba gibi dolanan bir güvercin beyaz tişörtlerimden birinin üzerine sıçtı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yeni bir gün başlamıştı ve yaşamak cehennemden farksızdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-13633215172797870?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/13633215172797870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=13633215172797870' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/13633215172797870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/13633215172797870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2010/07/scak-gunluk.html' title='Sıcak Günlük'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-2531946302137703255</id><published>2010-07-15T14:59:00.000-07:00</published><updated>2010-07-15T15:05:51.171-07:00</updated><title type='text'>"Örümcek Ağı" | Barış Safran [Hezeyan]</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/TD-FzizxazI/AAAAAAAAAWE/l-sfPh9T1fI/s1600/orumcek_agi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 262px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/TD-FzizxazI/AAAAAAAAAWE/l-sfPh9T1fI/s400/orumcek_agi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494257190979070770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"KEŞKE BURADA OLSAYDIN…"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız büyüyen bir kızın aşkla tanışmasını anlatan bir Fransız filminde fark etmiştim ilk seni… Sütlü tatlıların kabuğunu kaşıkla kırmayı ve içi kum dolu bir kovaya elini daldırmayı seven… Sonradan öğrenecektim ki; o filmin kahramanı gibiydi sevişmelerin benle tanışmadan önce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen ihaneti tadalı henüz birkaç gün olmuştu. Bense fedakârlık yapa yapa tüketilen ilişkilerden sıkılmıştım. Sen hiç kimse için hiçbir şeye değmeyeceğine karar vermiştin. Bense hiçbir şey için hiç kimseye rol yapmamaya. Sana bunları anlatıyordum birkaç gün sonra çok bilinen ayaküstü bir barda. Anlatacak ilginç hikâyelerim vardı her zaman, senin için aslında. Tıpkı ölen baban gibi… Belki de bu yüzden seviyordun biraz da beni. Yılana dönüşebilen ve sokmak için karşısındakinin tamamen soyunmasını bekleyen sevgililer, eşini affeden padişahlar ve Aziz Valentine'le ilgili masallarım için. Sen ise, okuduğun kitapları, izlediğin filmleri anlatırdın hep… ama öyle şirin anlatırdın ki… Ne söylediğinden çok, nasıl söylediğinle ilgilendiğimden olsa gerek, ne dediğini duymazdım çoğu zaman. Bunu anladığında kızardın bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir gün çekip gitti sevgilim, günahlarla, hikâyenin sonunda. Ve şimdi, gözlerine çakılmış taşı görüyorum. Göğsüne saplanmış dikeni de. Seni bekliyorum! El çabukluğu ve şansın da yardımıyla çivili bir yatağa bağlıyorsun beni… direnmiyorum, öylece bekliyorum.&lt;br /&gt;Bebekyüz, bebekyüz! Ne zaman izin vereceksin yeniden çözeyim saç bağını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet… yapayalnız büyümüş bir kızın aşkla tanışmasını anlatan bir Fransız filminde fark etmiştim ilk seni. Tüm gün meydana gelen kötülüklerden ve çektiği fotoğraflardan kendini sorumlu tutan. Umursamaz görünüşünün altında ürkek ve kırılgan… ama sonbahar aşkıydı bizimki. Hüzünlü olmak zorundaydı. Bunu çok iyi biliyordum… ve maalesef yine de ilk kez âşık oluyor gibiydim. Her şeye rağmen, bir sevgilim vardı benim, başka hiç kimselere benzemeyen. Öyle sakin, öyle içten, öyle duyguluydun ki… Hem şarkı söylemeyi de öğretiyordun bana. Görülecek bir tane bile yokken, renkleri göstermiştin. Ama ne buluyordun ki bende?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatağının üzerindeki örümcek ağını neden temizlemediğini sorduğumda “beni eğlendiriyor” demiştin bir defasında. Sanırım doğru cevap buydu; seni eğlendiriyordum. &lt;br /&gt;Ben ise, seninle birlikteyken, gözlerinin içine bakamazdım. Meleklere benzerdi yüzün, tenin beni ağlatırdı, içim acırdı. Üçüncü, dördüncü kişilerce yasaklanan bir sevdaydı bizimki. Bir sonbahar aşkı… ama deniz kenarlarından papatyalar da topladım sana yaz başında, duvarlara tırmanıp evlere zorla girmek gibi ilginç alışkanlıklar da edinmiştim sayende…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimseyi senin kadar sevmedim. Ama ne yaptıysam aşamadım geçmişin engellerini. Keşke daha önce tanışsaydık. Sevgilim! Öylesine gecikmiştim ki seni sevmekte, şimdi keşke bile diyemiyorum çoğu zaman. Ah! Beyaz elma. Hiç özlemeyecek misin örümcek ağını?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapayalnız büyümüş bir kızın aşkla tanışmasını anlatan bir Fransız filminde fark etmiştim ilk seni. Unutulmaktan korkan ölülerin çektirdiği fotoğraflarla dolu bir albümü sahibine vermek isteyen. Birbirleri için yaratılmış ama birbirlerini fark etmeyen çiftleri kavuşturmaya çalışan. Ve orta yaşlı adamlara çocukluklarından kalma define kutuları hediye eden, ki ben de senin sayende dolduracaktım kendi kutumu. Bana verdiğin bir dal sigara ve buruşturulmuş bir sigara paketi, unutulmaz bir gecede içilmiş bir şarabın şişe mantarı, sarı yapraklı bir papatya ve minik bir kır çiçeği, kare şeklinde ve her bir köşesi farklı bir renkle yazan keçeli bir kalem ve simli bir başka kalem daha, kitap kodlarının bulunduğu küçük bir not kâğıdı ve üzerinde düzeltmeler yapılmış bir anket formu ve benzeri nesnelerden oluşan büyük bir hazine. &lt;br /&gt;Hazinenin büyüklüğü, yaşanmışlıklarda olduğu kadar, -elbette- yaşayamadıklarımızdaydı biraz da. Hayallerimiz vardı bir sürü… ama hayaldi işte hepsi. Zaten sen de, Yanılsamalar Kitabı'ndan bir yazarın öyküsünü anlatmıştın bana daha en başında, yaşayacaklarımızın birer yanılsamadan ibaret kalacağına, kalmak zorunda olduğuna işaret edercesine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrım! Tüm bunları bilmeme rağmen nasıl da sevdim seni! Her gün biraz daha derinden! &lt;br /&gt;Kurbağalarla ilgili olarak anlatılan bir hikâye vardı küçükken duyduğum. Kaynar suyun içine bıraktığında istem dışı fırlayıp canını kurtaran ama oda sıcaklığındaki suya koyup yavaş yavaş ısıttığında farkına varamadan haşlanan; bir şekilde bana beni anımsatan kurbağanın hikâyesi… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte öyle sevdim seni. Her gün biraz daha derinden! Bu yüzden, biliyordum her şeye rağmen, vazgeçemeyeceğimi senden. Sen terk etmeliydin! Yaralamalıydın. İncitmeliydin beni! Ancak belki o zaman azalırdı sevgim. Belki o zaman kurtulmaya çabalardım can havliyle. Ve yaraladın beni. İncittin. Bir başkasından bebek yapmayı istediğini söylediğinde yanar giderdi karların üzerinde etlerim, uzun bıyıklı, üçgen şapkalı adamlar izlerken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burjuvalar milyarlık arabalar parçalıyordu spor adı altında. Bombalar düşüyordu başka ülkelerdeki başka şehirlere. Öylesine acı çekiyordum, öylesine kendi derdime düşmüştüm ki, duyarsızdım oradaki insanlara. Beceremiyordum sensizliği. Çölde susuz kalmış adama verilen ikinci bardak suyun ilki kadar tatmin sağlamayacağını ileri sürüyordu iktisat teorisyenleri. Oysa her birleşmeden sonra artıyordu senin tenine olan açlığım. Doymak bilmiyordum ıslaklığına, sıcaklığına, yumuşaklığına… ama üçüncü ve dördüncü kişilerce yasaklanan bir sevdaydı bizimkisi. &lt;br /&gt;Hatırlıyor musun? Üç kişi kaldırımda yürüyorduk bir defasında. Onu gördün ve “hadi git”, dedin. Çoktan ikiye bölünmüştüm karşı kaldırıma geçtiğimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seninle tanıştığımdan beri hayatım bir bölünmeden ibaret… ama nasıl kızabilirim ki sana? Ben istedim böyle olmasını. Sen hep kendi halindeydin oysa. Öyle çok hoşuma giderdi ki seni öylesine kendi halinde bir şeylerle uğraşırken izlemek. Asla tahmin edemezdin aklımdan neler geçtiğini. Bir törene dönüşürdü her şey seninle. Ve şimdi bazı geceler, gözlerine takılıyor gözlerim, dondurulmuş ânın çerçevesinde… Birçok kez gördüm onları. En iyi arkadaşın olmam gerektiğini düşünüyorum. O kadar güzel, öyle hoş görünüyorsun ki… Ah Tanrım! Güzel bir gün gibi giyinmişsin.&lt;br /&gt;Bebekyüz! Bebekyüz!&lt;br /&gt;Yavaş ol küçüğüm, gel çözeyim saç bağını!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sona yaklaştıkça… sana büyük bir sır vereceğim: Yalnız büyüyen Fransız kızlarının aşkla tanışmasını anlatan öyküler zerre kadar ilgimi çekmiyor artık. Çünkü daha kusursuz bir aşktı bizimki. Şimdi, bir aşkı aşk yapan tüm ayrıntıları hatırlıyorum yokluğunda. Kahvaltı hazırlamana yardım etmediğim için küsüşlerini, hava aydınlanmaya başlayıp da ayrılık saati yaklaştığındaki masum susuşlarını. Vazo olarak kullandığın bardaklardan su içişimizi tembellikle. Daha o kadar çok şey anımsıyorum ki. Onca geceyi, onca öpüşü, onca sevgiyi, onca öfkeyi! Bazen ayağımızı yerden kesiyordu yanlış arkadaşlıklar. Benim arada sırada uğradığım bazı evler vardı örneğin. Seninse arada sırada uğrayan bazı misafirlerin. Yine de seviyordum seni ateşli bir aşkla. Ve hissediyordum, ki hiçbir şey koparamaz beni senden. Ve insanlar öylesine bihaberdi ki tüm bu hislerden, sadakatten. Oysa haklı kılar mıydı bir gün öleceğimiz düşüncesi vefasızlıklarımızı? Gerektirecek şeyler yaşamadığımız için miydi pişman olmayışlarımız? Sevgilinin senin yanında bir başkası için ağlaması neler hissettirir, hiç yaşadın mı bunu? İşte bu yüzden ağlamalısın geceler boyu omzuma yaslanıp. Geri dönmeyecek olsa da gidenler, ağlamalısın yanarak yanakların.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkında mısın? Nasıl da düşman görünüyordu gözümüze, bir zamanlar çağdaşlık sandığımız şeyler, sonsuza dek sürecek lekesiz bir ilişki yaşıyormuşçasına. &lt;br /&gt;Oysa ikimiz de sayıklıyorduk başından beri biteceğini. &lt;br /&gt;Gerçekler böylesine açıkken, nasıl da kabullenemiyorduk? Nereden kapılmıştık bitmek zorunda olmadığı düşüncesine? Düşen birinin yerçekimine itirazı kadar saçma mıydı kabullenemeyişimiz? Tüm hayatım boyunca seni beklediğim için miydi inanamayışım? &lt;br /&gt;Evet, bunu şimdi itiraf ediyorum. Tüm hayatım boyunca seni bekledim ben. Kimsenin sevmediği hafta içlerini, derin kuyular gibi karanlık geceleri bekledim. Yolların tenhalaşmasını, tahta merdivenlerden inişini… Beklerken öleceğim sandım. Boğuk boğuk sesleri bekledim, bekledim. Kapıların önünde, kapıların diliyle, evlerin hıçkırıklarıyla bekledim. Bebekyüz! Yeni yeni anlamaya başlıyorum artık olmadığını. Gıcırdayan parkeler, mavi gözlü köpekler ve “keşke burada olsaydın” diyen şarkılar yok artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seviştikten sonra tenimde kalan tükürüğünün kokusu geliyor burnuma… Beni giyinirken izlemeyi sevdiğini söylerdin hep; havada, pantolonumun bir paçasına bir ayağımı sokmuşken tek ayak üzerinde duramayarak düşecek gibi oluşumu, ki hep son anda bir yerlere tutunurdum ve sen buna çok gülerdin… Bense makyaj yaparken izlemeyi severdim seni en çok. Beyaz tenine çok yakışan mavi bir gömlek giyerdin üzerine. Ona uygun olarak fosforlu mavi bir far sürerdin göz kapaklarına. Rimelli kirpiklerinle daha bir ortaya çıkardı gözlerinin iriliği, güzelliği. Sana yardımcı olurdum bazen: Saçını yapman için kupayla su getirirdim sana alt kattan. Durmadan konuşurdum seni izlerken. Durmadan yazardım. Şimdiyse aklımdan geçenleri yazmaya cesaret edemiyorum. Aşina formlar içerisine hapsolmuş, debeleniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şekilsiz bir şeyim ben. Kavurucu bir ateş gibi üzerime geliyor konuşma, yazma korkusu. Beni eritiyor. Dağılıyorum. Olmuyor. Kaçıyorum. Yazamıyorum. Anlamadığım sahte kahramanların yalancı hayatlarını yazmak için uğraşırken bocalıyorum. İçimden geldiği gibi yazsam, içimden geldiği gibi anlatsam, olmaz. Tuhaf derler sonra. Hemen yaftayı yapıştırıverirler. Daha kötüsü hiçbir şey demezler. Veya "tüm o tantananın sonunda yaza yaza bunu mu yazacaktın" derler. Üstelik, o kadar uzun süredir rol yapıyorum ki insanlara, düşüncelerimin pek çoğunun gerçekliğinden emin değilim. Yabani otları ayıklayınca tarlanın bomboş kalmasından korkan şaşkın bir çiftçi gibiyim. Ama biliyorum. Bütün suç dengesiz beslenmenin. Annem yıllarca "oğlum, ekmekle ye" dedi durdu. Tabii bir de sigara var. Her nefeste yüzlerce beyin hücresi ölüyormuş. Bu yüzden, büyük ve güzel şeylerin dışarı çıkmasına izin verecek cesareti ve gücü kendimizde bulamıyoruz. &lt;br /&gt;Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsana benzersek benzerlerimize acımaktan korkuyoruz. İşin içine bir kez acıma girerse, bir daha ondan kurtulamamaktan korkuyoruz.&lt;br /&gt;Sen de korkuyor musun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceksin ki "ben yalnızca senin için korkuyorum". Ama bu doğru değil. Ben bunu gerektirecek hiçbir şey yapamadım sana. Yalnızca konuştum. Yapmayı istediğimi söylediklerimi yapamadım hiçbir, hiçbir zaman. Boş hayaller kurdum hep. En kötüsü seni de inandırdım bunlara. Söylerken tüm kalbimle inanıyor olsam da, tutamadım verdiğim hiçbir sözü. Seni hayal kırıklığına uğrattım. Oysa bitmesi gerekirdi bunların artık. Yeni sözler, yeni hayatlar bulacağımı sanıyordum. Bu sorumluluklar, roller, riyakârlıklar ve acılar yüreğimi paslandırmış oysa. Sevmek zor geliyor. Alışmamışım. Yoruluyorum. Her an sevdiğimi düşünemiyorum. Bazen kendimi kaybediyorum. Beni sevdiğine inanamıyorum. Seni sevdiğime inanamıyorum. Nasıl bu kadar güzel olabildiğine inanamıyorum. Nasıl bu kadar mutlu olabildiğime inanamıyorum. Kocaman bir boşluk oluşuyor içimde… ve bunu boş sözlerle doldurmaya çalışıyorum. Hayatın yaşanmaya değmeyecek kadar sıradan olduğunu düşünüyorum; bir büyük can sıkıntısı olarak algılıyorum onu ve içini alkolle, acıklı mutluluk çabalarıyla, bohem bir hayatın tüm umursamazlığıyla doldurmaya çalışıyorum hiç durmadan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ben her an sana bakmak, tek bir sözünü bile kaçırmamak: bir kıpırdanışını, yüzünün her an değişen bütün gölgelerini izlemek, her an yeni sözler bulup söylemek istiyorum. Her mevsimde, her gittiğimiz yerde, insanlarla ve insanlarsız, aşkın değişen yansımalarını görmek istiyorum.(1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bütün bunlar beni yoruyor. Sen orada duruyorsun ve beni izliyorsun sadece. Senin için sevmek, nefes almak gibi rahat bir eylem. Oysa ben: her an uyanık olmalıyım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1) Oğuz Atay, Tutunamayanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;~~~ &lt;br /&gt;MaviMelek Edebiyat Kültür Sanat Dergisi'nden&lt;br /&gt;http://www.mavimelek.com/orumcek_agi.htm&lt;br /&gt;Sayı: 47, Yayın tarihi: 07/07/2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-2531946302137703255?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/2531946302137703255/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=2531946302137703255' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/2531946302137703255'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/2531946302137703255'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2010/07/orumcek-ag-bars-safran-hezeyan.html' title='&quot;Örümcek Ağı&quot; | Barış Safran [Hezeyan]'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/TD-FzizxazI/AAAAAAAAAWE/l-sfPh9T1fI/s72-c/orumcek_agi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-6504111692611282197</id><published>2010-02-07T03:14:00.000-08:00</published><updated>2010-02-07T03:16:57.896-08:00</updated><title type='text'>BOYACI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S26hHD4TOFI/AAAAAAAAASM/2ALfH8qbWtE/s1600-h/boyaci%2520copy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S26hHD4TOFI/AAAAAAAAASM/2ALfH8qbWtE/s400/boyaci%2520copy.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435458942955370578" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Günde yüzlerce&lt;br /&gt;ayda binlerce&lt;br /&gt;ayakkabı&lt;br /&gt;boyuyordu&lt;br /&gt;ancak&lt;br /&gt;üç yıldır&lt;br /&gt;kendine&lt;br /&gt;bir çift ayakkabı&lt;br /&gt;alamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Safran&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-6504111692611282197?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/6504111692611282197/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=6504111692611282197' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/6504111692611282197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/6504111692611282197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2010/02/boyaci.html' title='BOYACI'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S26hHD4TOFI/AAAAAAAAASM/2ALfH8qbWtE/s72-c/boyaci%2520copy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-2144727849655136426</id><published>2010-01-28T04:47:00.001-08:00</published><updated>2010-02-20T16:20:10.704-08:00</updated><title type='text'>İlle de Maria!...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S4B8MDvOSPI/AAAAAAAAATk/tZNMB526Ams/s1600-h/22155_299221038024_560273024_3370493_7556623_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 276px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S4B8MDvOSPI/AAAAAAAAATk/tZNMB526Ams/s400/22155_299221038024_560273024_3370493_7556623_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440484896467208434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir tabelanın bile sizden daha nesnel yargılara sahip olabileceğini bilmek kimin hoşuna giderdi ki? Sonra hayattan beklentinizi bir oltanın beklentileriyle kıyaslamaktan hoşlanır mıydınız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen yolculuğumuz kendi güzergâhını kendi yaratacağını daha en başında gösteriyor. Bu yolculuk, içi buruk kalabalıklara salıverilmiş travesti için annesinin hanımefendiliğinin ne ifade ettiği düşüncesiyle başlar. Devamı domuz tasmasıyla dolaşan avukatı kapitalleşmeye karşı gerilla savaşına sokarken, bu yolculuğun misafirperver bir mezara uzandığına tanıklık ediyor ve aslında bütün savaşların gerçek sebebini de öğrenmiş oluyoruz. İçimizden kişisel seviyelere bir eşyanın gözünden bakmak geliyor ama nazikçe reddediliyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar sersefil bir uğraşmış meğer. Seçilmiş bu azınlık için yazmak. Senin dışında herkes için yazıyor olmak. Evet, sen Maria.. Evet, sen Daisy Mae. Yığınların yanından bile geçmeyecek sen... Komik olan şey, tahtalı köyü bile boylamış değilsin. Kelimelerimi bu kağıda çakıp sana göndereceğim. Unut onları… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ihanete alışkın onca insan… boylu poslu bir yabancıyla bir şeyler içerken bir yüzüğün takıldığı parmağı esir etmesinin öyküsünü dinlemeye hazırlanabilmelisiniz. O zaman sokakların gürültüsü size senfonik bir eserin bestelendiği ana tanıklık etmek gibi gelir. Kurtulmak ne mümkün?! Âdemoğlu tapınaktan Maria’ya bakar, ardından fahişe Angelina’ya. İkisinin arasına bütün bir insanlığı sıkıştırır. Artık zincirin halkaları arasına sıkışıp kalmışsındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeye rağmen arkadaş olunacak herkeslerin kapıldığını öğrendiğin bu deneyimden hiç hoşlanmazsın. Kim hoşlanır ki? Anlamı olmayan onca şeye yüklediğin gereksiz karşılıkların bir yorgunluğu bu boynuna dolanan. Benim tek suçum bunu anlamış olmak ve anlamanı sağlamak… yürüyüşün yok ettiği bir kovboyun futbola sığınması kadar özgürlük alanın geniş ve kaptırmaya gelmez:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ormanın içindeki geyik bunamış&lt;br /&gt;Kimse köle olmasa da, ordunun hedefi olabilir&lt;br /&gt;Özgürlüğün bacaklarını ölüme kaptıracak kolu yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her biri farklı Maria. Ama ille de Maria. İki seçenek var. Maria’nın günahı çok. – ki bu eziyet başka türlü açıklanamaz – Ya da Maria bir özgürlük imgesi. Görünen o ki, bu yolla Maria’nın arkadaşı üzerinde sevişerek kirlenmenin mutluluğuna erişmek ruh dinginliği getirebiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokaklar ve Yeraltı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolculuğun içinden en çok sokakları, sokakların karşıt öğelerini, doğaya ait metaforları görüp insan öğesini kaçırmak olası. Ancak aslına bakarsanız yolculuğun içinden insanı çıkarırsanız geriye pek bir şey kalmıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı farklı kılan şeyi bir sokak çatışmasından çıkarabilirsiniz. İnsanlara bir tuvalet içinden bakan patrona hayatı anlatırken kendimi bir parmak gibi hisseden bendenizin zoru ne dersiniz? Durumun sadist hemşirelerle aramda geçenlerle pek bir ilgisi yok. Maymunlu kadınların iç rekabeti, araya sıkışmış maymunsuz kadınlar, arada maymuncuk görevi görüp çözüm odaklı yaşayan çamaşırcı kadın Ezop ve Einstein. Hiçbiri bir tabelanın dayattığı sessizliği bozan küstah bir hemşire kadar ıstırap vermiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ille de Maria. Hayattan seni kendime kopardım. Bir ışık huzmesi içinden kemikleri titreyen Maria’nın gözyaşını silerek seslenmek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senin bilgini istemiyorum&lt;br /&gt;Senin gözlerini istiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarantula - Bob Dylan - Deneysel Roman / Özgür Yayınları ve İsmail Cem Doğru - Cumhuriyet Kitap - 21.01.10 yazısı üzerine..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-2144727849655136426?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/2144727849655136426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=2144727849655136426' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/2144727849655136426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/2144727849655136426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2010/01/ille-de-maria.html' title='İlle de Maria!...'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S4B8MDvOSPI/AAAAAAAAATk/tZNMB526Ams/s72-c/22155_299221038024_560273024_3370493_7556623_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-9038671723624918886</id><published>2010-01-16T06:08:00.000-08:00</published><updated>2010-01-16T06:20:13.290-08:00</updated><title type='text'>ŞİİRİN DİRİLİŞİ - BARIŞ SAFRAN</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi'nden (http://www.koridordergisi.com/)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Koridor Kültür Sanat Edebiyat Dergisi Sayı 12, Kış, 2010&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S1HK62X7wyI/AAAAAAAAAR8/6twXvV89apQ/s1600-h/10941_238831455239_44658235239_4648363_552052_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 283px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S1HK62X7wyI/AAAAAAAAAR8/6twXvV89apQ/s400/10941_238831455239_44658235239_4648363_552052_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5427342138335281954" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir yazar, romantizmi kaos olarak görür. Bununla beraber romantizm klasik bir kalıbın içinde patlak vermiş ve klasik geleneğin bağrında gelişmiştir. 19. yüzyılın eşiğinde tam olarak hangi tarihte rastlarız romantizme? Klinger’in, adı bile yeni bir akımın şiddetini gösteren “Fırtına ve Saldırı” adlı trajedisini yazıp da akılcılığa karşı savaş açtığı 1777’den itibaren mi? Sahi; Richardson, Jean Jacques, “Sturm and Drang” hareketini ne yapacağız? Bunlar nereden geliyor? Belli ki bunların da bir takım gizli kaynakları var ve çok sonraları bu tutku dalgaları o kaynaklardan fışkırmış. Şiir, kaynakları aranan o duygusal ve hayal ürünü değerlerin en iyi bulunduğu yer olabilirdi. Öyleyse şiir nasıl kayboldu? Nasıl kayboldu manası bile? &lt;br /&gt;Bu noktada gördüğümüz şey, sahneye rasyonalistlerin hâkim oluşudur. Gerçekten rasyonalistler bu dönemde önemli bir yer işgal etmişler, en büyük rolleri oynamışlar, kendilerini pek fazla göstermişlerdir. Bu nedenle önce şiire bakarsak hayal kırıklığına uğrarız, bu çağ nesir çağıdır. Bir baksanıza, Swift’in nesrinden daha zengin, daha sağlam ve her bakımdan daha hayranlık uyandırıcı bir nesri başka nerede bulabiliriz? Saint Evremond’unkinden daha esnek, Fontenelli’ninkinden daha ince ve daha zarif, Boyle’unkinden daha ateşli bir nesir başka bir devirde görülebilir mi? Leibniz’in dediği gibi, sadece itham etmeye ve ayrılık gözetmeye önem veren o mantık ve diyalektik ustası Boyle, soğuk hiç bir ifade kullanmamıştır. Kızar, öfkelenir, sayfaları hep o öfkeyi canlandıran alevle yanar. Mevcut dildeki kelimeler bu konuda kâfi gelmiyorsa yenilerini icat eder. Fikirlerini hiçbir eksiği olmadan ifade edebilmek için yazdığı cümlelerin adeta sıkıp suyunu çıkarır. Onun bir benzerini bulamazsınız, altında imzası olmasa bile onun üslubu her zaman kolaylıkla tanınır. &lt;br /&gt;Daha sonraları herkes nesre yeni bir etkinlik alanı kazandırdı; onu fikirlerle yükledi ve saldırgan bir kavga silahı haline getirdi. Deneme yazıları, mektuplar, canlılarla veya ölülerle konuşmalar, hayal mahsulü seyahat yazıları; her şey ama her şey onların ahlaki ve dini fikirlerinin, felsefelerinin birer kaynağı haline geldi. Klasik çağın kafası kendi kudreti ile durgunluğu sevdi, bizzat durgunluk olmak istedi. “İyi disiplinli bir kafanın alameti, kendini durdurabilme, kendi kendisiyle kalma gücüdür” diyordu Seneca. Pascal, “İnsandaki bütün bedbahtlık tek bir sebepten, yani bir odada sakin bir halde oturmayı öğrenmemiş olmasından kaynaklanır” diye ekliyordu. Onlar, şairlerin yalancıdan başka bir şey olmadıklarını söylüyorlardı. &lt;br /&gt;Şair değillerdi. Kulakları kelimelerin güzel müziğine, tatlı ve yumuşak havasına kapalıydı. Kalplerinde, bilinmeyen esrarlı şeylere karşı hiçbir duygu kalmamıştı. Dünyayı realizmin amansız ateşinde yaktılar ve en önemsiz ifadelerinin bile şekil ve mana itibarıyla mükemmel olmasını istediler. Şiir bir dua ise onlar hiç dua etmediler. Tanrı semada bir yerde bilinmeyen ve nüfuz edilemeyen bir gökte bırakıldı. Eğer şiir sözle erişilmesi mümkün olmayan yüceliklere erişmekse o yücelikleri hiç kabul etmediler. Şiir müzik ile mana arasındaki ince çizgi üzerinde tereddüt etmekse onlar hiç tereddüt etmediler. Zamana göre belli bir şiirin mevcudiyeti görülse de bütün bunlar istisnadan ibaretti; şiir için kısır bir devir başlıyordu. Onlar sadece ispatlar ve teoremlerle uğraşmak istiyorlardı. Şiir yazmışlarsa da bunu sırf matematikle ilgili görüşlerinin bir ifade vasıtası olarak kullanmışlardı. &lt;br /&gt;Birdenbire büyük bir gürültü işitildi; yüz tane şair hep birlikte seslerini yükselterek Apollo’ya yalvarmaya ve şiirlerine kulak vermesini istemeye başladılar. Biri bağırıyordu:&lt;br /&gt;- Ey kudretli Tanrı, ben dünyanın dönüşü hakkında bir şiir yazdım!&lt;br /&gt;Bir başkası ise:&lt;br /&gt;- Ben Cebir üzerine bir şiir yazdım…&lt;br /&gt;Bazı lirik dönemler vardır; insan bunları incelerken ahenklerini dinlemek, enfes nağmelerini teneffüs etmek, onların zarif musikisi içinde sonsuz güzelliğe giden dalgalara kendini bırakmaktan ne büyük zevk alır! Böyle anlarda bütün dünya büyük bir şarkı kesilir… Ama burada ele alınan süreç böyle değildi; sözünü ettiğimiz dönemde ritim ve kadans ihmal edilmiş, şiirin mahiyeti yanlış anlaşılmış, kelimelerin doğuracağı güzelliğin kudreti tanınmamıştı. Ve böylece şiir ölmüş veya en azından ölmeye yüz tutmuş oldu. Manşetler atıldı: Modernizmin Yükselişi ve Şiirin Ölümü.&lt;br /&gt;Şiir tümüyle mantıklı, mekanik, kuru bir hale gelerek asıl varlık sebebini kaybetti. Ortada pek çok manzumeci vardı ama La Fontain’in ölümünden sonra ve İngiltere’de klasik ekol iyice parladığı zaman, en zor bulunan şey hakiki şairdi.&lt;br /&gt;Şiirin, şairin ve yaratıcı dehanın bir diğer büyük düşmanı olan, önceki neslin bol miktarda verdiği şaheserlere karşı duyulan aşırı hayranlık da bu cinayete ortak oluyordu. Corneille, Racine, Moliére gibilerin pek çok dostu ve taraftarı vardı. Bu isimlerin her zaman taklit ve kopya edilmeye değer oldukları düşünülüyordu. Sanatın sırrını çözdüklerine ve aynı değerde ebedi güzellikler yaratabilmek için onların kullandığı reçetelerin kâfi geleceğine inanılıyordu. Hiç kimseye ve hiçbir şeye boyun eğmemekle övünen o cesur kafalar, o peşin hüküm ve batıl itikat düşmanları, sıra edebiyata gelince iradesiz kölelere dönüşüyorlardı! &lt;br /&gt;Putların önünde boyun eğmediler ama edebi türlerin ayrılığı konusundaki geleneğe veya meşhur “üç birlik kuralı”na dokunmaya da cesaret edemediler. Şeytana veya meleklere inanmayı reddettiler ama kendi fikirlerine göre yorumladıkları Pindore’a, Anacréon’a, Théocrite’e iman ettiler. Aristo’ya da iman ettiler ancak filozofluğuna değil, Poetika adlı eseri yazan bir yarı-ilah oluşuna!&lt;br /&gt;Racine için Eski Yunan insanının kalbini harekete geçiren, bir şiir âlemi idi; bu nedenle Yunan trajedisinin temel niteliklerinden olan, fakat modern Fransız tiyatrosunda ve özellikle Corneilie’de rastlanmayan kutsallık kavramını yeniden meydana çıkarmayı amaçladı. Sonuçta Phédre kutsal ilahların kızı olmasaydı daha az acı çekerdi. Böylece, Yunanlı trajedi yazarlarının şiirli diliyle boy ölçüşmeğe çalıştıysa da, aslında yaptığı şiirin ölümüne ağıtlar yakmaktı:&lt;br /&gt;Benim atam Tanrıların Babası ve Efendisidir.&lt;br /&gt;Gökler, bütün Evren benim atalarımla doludur.&lt;br /&gt;Nereye saklanayım? Bırakın yeraltının karanlıklarına kaçayım.&lt;br /&gt;Fakat ne diyorum ben? Babam orada kader vazosunu tutuyor.&lt;br /&gt;Kader diyorlar, onun ellerinde sımsıkı duruyor.&lt;br /&gt;Minos cehennemde oturmuş, rengi kaçık &lt;br /&gt;Hortlakları bir bir mahkemeye çekiyor.&lt;br /&gt;Ah! Nasıl titreyecek kim bilir dehşet içinde gölgesi&lt;br /&gt;Kızı gözlerinin önüne getirildiği zaman&lt;br /&gt;İşlediği nice bin günahı itiraf etmek üzere,&lt;br /&gt;Belki cehennemde bile bilinmeyen günahları!&lt;br /&gt;Ne dersin baba, bu korkunç manzara karşısında?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grillparzer ve Hebbel’in, insanların, yaşama koşullarını değiştiremeyeceklerini vurgulayan Racine’i hatırlatan dramlarında, kahramanlar yine Phédre gibi kadınlar ve yine ağıtlar. &lt;br /&gt;Şiir ağıtlar arasında, dirilmek için post-modern zamanları bekliyor.&lt;br /&gt;Tüm hiyerarşiler yıkılıyor.&lt;br /&gt;Böylece klasik devrin büyük ve durgun adamları Boileau, Racine, Fénélon ve Moliére’in yerini, Voltaire, Montesquieu ve Rousseau gibi gezginler alıyordu. Bir grup maceracı Protestan mültecinin 10 Temmuz 1690’da Amsterdam’dan gemiye binerek kadir bilmez Avrupa’yı terk etmeleri ve yeni bir hayata başlayabilecekleri bir cennet bulmak üzere Doğu Hint adalarına doğru yelken açmaları, o devri karakterize eden bir alamet oldu. Dünyanın öbür ucuna kadar giden bir gezgin orada kendi getirdiği şeyden, yani bizzat kendisinden başka ne bulabilirdi ki? Mamafih bu adamlar aradıkları cenneti hiçbir zaman bulamadılar. Bulunmuş olan Orta Çağ’dı. &lt;br /&gt;Schlegel, Lessing’i izleyip şöyle seslenir:&lt;br /&gt;- Orta Çağ’ın gecesiymiş, olsun! Ama yıldızlarla pırıl pırıl bir gece!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece edebiyat çok ağır bir yükü sırtlanıyor:&lt;br /&gt;Şiir kuruyor yeniden,&lt;br /&gt;Bir şehir kurar gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLGİLİ BAZI KAYNAKLAR&lt;br /&gt;Limojon de Sait- Didier, La Voyage au Por nesse, 1716&lt;br /&gt;Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, Cilt V, (6 cilt), 19. Yüzyıl: İlerlemenin Çelişmeleri&lt;br /&gt;Georges Ascoli, La Grende – Bretegne devant l’opinion, Française ou XVII’e siécle, 1930, cilt II&lt;br /&gt;Paul Hazard, La Crise de la Conscience (1878-1944) européennne (1680-1715)&lt;br /&gt;Paul Hazard, Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme (Erol Güngör), 1981&lt;br /&gt;Croce ve Estetik, Sanat Teorisi&lt;br /&gt;Sir Francis Bacon, On Truth&lt;br /&gt;Franz Grillparzer, Yoksul Çalgıcı&lt;br /&gt;Friedrich Maximilian Klinger, Sturm und Drang (Schauspiel), 1776&lt;br /&gt;Edebiyat, Sanat ve Sezgi Dünyası (yazılmadı)&lt;br /&gt;Şiirsiz Bir Devir (yazılmadı)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-9038671723624918886?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/9038671723624918886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=9038671723624918886' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/9038671723624918886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/9038671723624918886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2010/01/siirin-dirilisi-baris-safran.html' title='ŞİİRİN DİRİLİŞİ - BARIŞ SAFRAN'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S1HK62X7wyI/AAAAAAAAAR8/6twXvV89apQ/s72-c/10941_238831455239_44658235239_4648363_552052_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-4631513608525546032</id><published>2009-12-21T04:10:00.000-08:00</published><updated>2010-03-06T12:41:42.449-08:00</updated><title type='text'>Alice Twitter Diyarında</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S5K8cKqJP-I/AAAAAAAAAT0/p_niRwo-DQQ/s1600-h/Alice_by_delusionmaker.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 261px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S5K8cKqJP-I/AAAAAAAAAT0/p_niRwo-DQQ/s400/Alice_by_delusionmaker.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5445622091527831522" /&gt;&lt;/a&gt; Alice by delusionmaker (on deviantart)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap kahramanlarının birçoğu gibi ben de çok sıkıldım. Oh! Beyaz bir tavşan! Aynı Matrix'teki gibi. O da ne iyi filmdi! &lt;br /&gt;Tavşan deliğinden aşağı kayıyorum. Neo gibi hissetim kendimi şimdi. &lt;br /&gt;Kapağı açık, gizemli bir şişenin içindekini içsem bir şey olur mu? &lt;br /&gt;Ben hâlâ aynı küçük kız mıyım? Bana bir şeyler oluyor. &lt;br /&gt;Tavşanın evindeyim yine. Ve yine o gizemli içecek. İçmeli miyim? Amaaaan, içeyim gitsin. &lt;br /&gt;Kafası iyi bir adamla bir çay partisindeyim. Adam delinin teki. İmajı da böyle zaten. &lt;br /&gt;Sesler bozuluyor. &lt;br /&gt;Kupa Kraliçesi, bu topraklara korku salıyor. Kadın bir oyun kartı aslında. Ordusunu 'karıştırsam' çok komik olmaz mıydı! &lt;br /&gt;Şimdi de yargılanıyorum. Korkunç bir gün bugün! &lt;br /&gt;Bir anda güçlendiğimi hissediyorum. Kocaman oldum. Mahkeme salonu yıkılıyor! &lt;br /&gt;Oh, yine evdeyim. &lt;br /&gt;Gülümseyen bir kedi, deli bir şapkacı, sadist bir kraliçe ve korkunç bir bebek? Böyle şeyler yüzünden insanlar yıllarca tedavi görüyor ya! &lt;br /&gt;Bir daha böyle bir macera mı? Asla!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-4631513608525546032?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/4631513608525546032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=4631513608525546032' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4631513608525546032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4631513608525546032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/12/alice-twitter-diyarnda.html' title='Alice Twitter Diyarında'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S5K8cKqJP-I/AAAAAAAAAT0/p_niRwo-DQQ/s72-c/Alice_by_delusionmaker.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-7330738634886291209</id><published>2009-12-08T15:30:00.000-08:00</published><updated>2010-02-08T04:54:20.376-08:00</updated><title type='text'>SABAH KAHVALTISI – Barış  Safran</title><content type='html'>Mavi Melek Edebiyat Kültür ve Sanat Dergisi'nden&lt;br /&gt;(http://mavimelek.com)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S2__0TwQEuI/AAAAAAAAASc/WsdKVI6_BCg/s1600-h/sabah_kahvaltisi.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 289px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S2__0TwQEuI/AAAAAAAAASc/WsdKVI6_BCg/s400/sabah_kahvaltisi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435844549380412130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"BİR DAHA HİÇBİR ŞARKI O KADAR NEŞELİ ÇALMADI"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzakta bırakılmış bir kadınla yaptığımız, uzun, upuzun sabah kahvaltıları vardı aklımda bu sabah kahvaltıya oturduğumda. Geceki sevişmemizin tüm kokuları üzerimizdeyken uyandığımız sabahlarda yaptığımız. Bütün bir hafta sabırla beklerdik sarmaş dolaş uyandığımız o hafta sonlarını. Hiçbir gereği olmadığı halde, ilk önce ben, erkenden uyanırdım o sabahlarda. Bir önceki gece içilen şarapların akşamdan kalmalığı, hafif baş ağrısı ve o tatlı mayhoşluğuyla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Usulca, uyandırmamaya çalışarak öperdim, göğsümde, tam kalbimin üzerinde huzurla uyuyan o kadını. Usulca, uyandırmamaya çalışarak sıyrılırdım yataktan. Bir kahve yapar, bir sigara sarar, onu seyre dalardım içerken. Kırmızı perdeden sızan güneş ışığında, daha bir farklı, daha bir güzel görünürdü yüzü, vücudu. Perdeden sızan güneş ışığında, daha bir farklı, daha bir güzel görünürdü o yatak odası, o ev, o hayat…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben, onu izlediğim o dakikalarda, onun aslında uyanmış olduğunu bilirdim yüzündeki belli belirsiz mutlu gülümsemesinden. O, orada onu izlediğimi bilirdi, burnuna gelen kahve ve sigara kokularından. Bu, ikimizin de oynamaktan çok hoşlandığı ve zamanla bir ritüel haline gelen oyunlardan biriydi aslında. Hiçbir zaman sıkılmayacağımıza inandığımız ve yitirdiğimizde özlemle anımsadığımız ritüellerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, çayı demler, ekmek, gazete ve daha ne lazımsa almak için dışarı çıkardım. Ağır ağır yürürdüm mahalle bakkalına doğru, tüm o sabahın ve güneşin tadını çıkararak. Ağır ağır yürürdüm aklımın bir köşesi, o yüzde, o vücutta, o yatak odasında takılı kalmış. O yatak odası ki, o ilişkide, yalnız ve yalnızca ikimize ait kutsal bir mabetti aynı zamanda. O ilişkide, sonraki dönemlerde bir yandan hayatın getirdikleri, bir yandan da bencillikler, karşımızdakinin iyiliği için söylediğimizi düşünerek kendimizi avuttuğumuz yalanlar ve ihanetlerle bir gün sona erecek olan o ilişkide, ne o kadın, ne de ben, bir başkasını sokmaya cesaret edemeyecektik hiçbir zaman oraya. Bir başkasını, bir başka hayatı davet etme saygısızlığını göstermeyecektik ikimiz de o mabede. Yıllar sonra, bir başka kadını o evde ağırladığımda, “hem de bizim yatağımızda” klişesinin ardındaki duygu yoğunluğunu anlayacak, dahası hak verecektim içimde ince, garip bir sızıyla. İçimde ince, garip bir sızıyla, o yatak odasının kapısını sıkıca kilitleyecek ve içeride tadilat olduğu yalanını söyleyecektim.. karşımızdakini kırmamak adına söylediğimize inanarak, inanmayı isteyerek kendimizi avuttuğumuz yalanlardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O ilişkiden, bencillikler, yalanlar, ihanetler kadar, fedakârlıklar, acımasız dürüstlükler, gereksiz sadakat gösterileriyle de yıpranan ve yıpratan o uzun, o upuzun ilişkiden yıllar sonra aynı yolda yürürken, tüm bunları düşünecektim işte, içimdeki o ince, garip sızıyla. Bir zamanlar bakkaldan döndüğümde beni beklerken bulacağıma emin olduğum o kadını, o yatak odasını, o hayatı… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşların cıvıldadığı, kaldırımlarındaki zeytin ağaçları ve kenarlarındaki gül bahçeleriyle, sanki benim için, benim o sabah yürüyüşlerim için süslenmiş olan o keyifli yolda, evden bakkala kadar olan o kısacık yolda bile sabırsızlanırdım beni bekleyen kadına duyduğum kavuşma özlemiyle. Bakkaldan çıkar çıkmaz bir sigara yakardım sabırsızlıkla, eve gidene kadar biteceğinin bilinciyle ve beni bekleyen o kadının “aç karınla” içtiğim için biraz üzüleceği, şefkat ve sevecenlikle sitem edeceği düşüncesinin yüzümde yarattığı o gülümsemeyle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakkala giderken yol kenarındaki o bahçelerden gözüme kestirdiğim en güzel gülü koparırdım onun için dönüş yolunda. Döndüğümde, daha anahtarımı çıkarmama ya da zili çalmama fırsat bırakmadan kapıda karşılardı beni, güleryüzle karşılardı, onu sevimli gösteren o çarpık dişleriyle. Elimdeki gülü görünce daha bir büyürdü gülümsemesi, daha bir ortaya çıkardı çarpık dişleri. Özenle taradığı saçlarından, değiştirdiği kıyafetlerinden ve yaptığı hafif makyajdan anlardım, ben evden çıkar çıkmaz onun da yataktan fırladığını. Ben evden çıkar çıkmaz onun da yataktan fırladığını, salonun ortasındaki yemek masasında özenle hazırlanmış olan kahvaltı sofrasından anlardım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiçekler hiç unutulmazdı o masada, bir önceki gün hepsi kendisine aşık olan öğrencilerinden birinin verdiği ya da arka balkonun altındaki bahçeden aceleyle toplanmış çiçekler… Kimi çiçeklerin sadece dağlarda, yükseklerde yetiştiği, dahası her yüksekliğin kendine göre bir çiçeği olduğu söylenir. Özel, çok özel kokulara sahip o çiçekler, o dağlara gitmeyenlerin hiçbir zaman dokunamayacakları o çiçeklerle ilgili söylenenler, söylentilerin ötesinde düpedüz gerçektiler. Biz o kadınla bu gerçeğe birlikte şahit olmuştuk uzun bir Karadeniz gezisinde. Herkesin durduğu yerde, biz tırmanmaya devam etmiştik ve her tırmanışımızda, sırayla yedi tane göl karşılamıştı bizi… Ve en sonunda, zirveye, o yedinci göle ulaştığımızda, önce o çok özel kokulara sahip çiçekler karşılamıştı bizi. Ve sonra göle baktığımızda, hiç evrimleşmemiş gibi, ilkel çağlardan günümüze hiç değişmeden kalmışlar gibi görünen o balıklar. Hiç değişmeden kalan balıklar ve çiçekler… Bir gün o dağlara gideceğim, o balıklar, o çiçekler için gideceğim dersiniz. Onların hep orada durduğunu, ve hep orada duracağını bilirsiniz, buna tüm kalbinizle inanırsınız çünkü. Ertelemelerimizin, ertelerken de o anları yavaş yavaş, durmaksızın yitirişimizin nedeni de bu inanç galiba biraz da. Bu inanç.. ama aynı zamanda da bu yanılsama. Çiçekler, tüm yeniden doğumlara karşın, zamanın akışında, doğanın yıpratıcılığında, ve çoğu zaman da insanların müdahalesiyle, hep o yerlerde, o düşlenen yerlerde yitiriliyor çünkü. Çünkü o çiçekler ne kadar gerçekse, bazı türlerin neslinin tükenişi de o kadar gerçek. Birilerinin bir yerlerde hep durduğuna, hep duracağına inanılmak isteniyor, birileri bir yerlerde durmaksızın yitirilirken. O dokunuşlar başkalarının oluyor, gerçek dokunuşlarınızı o dağlara gitmeyi erteledikçe yitiriyorsunuz. O dağlara gitmeyi erteledikçe yitiriyorsunuz, esmer adamların durmadan kazdığı o dağlara. O dağlara gitmeyi erteledikçe başka türlü eksiliyorsunuz, giderek tükenen ve tüketen bir hikayeye, yavaş yavaş giriyorsunuz. Geriye o çiçekleri gerçekten bilenlerin gülümsemesi kalıyor. O çiçekleri aşık oldukları öğretmenleri için yüksek dağlardan toplayan o öğrencilerin gülümsemesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O öğrenciler ki, onca şefkat, sevecenlik ve annelik duygusunun yanı sıra, gözlemledikleri asalet, nezaket ve zarafet karşısında, aşık olmaktan başka hiçbir şansları yoktu. Şimdi her biri kim bilir nerelerdeydiler? Ve acaba hepsi hatırlıyor muydu hala, pek çok temel bilginin yanı sıra, ilk aşkı da öğrendikleri o şefkat dolu öğretmenlerini?... Ve o arka bahçe ki, kendisinden çiçeklerin toplandığı o ilişkinin acelecilik ve özensizlikten yitip gitmesi gibi, tüm bitkileriyle solup tükenecekti zamanla. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılıklı kahvaltı masasına oturduğumuzda, neşeli sabah şarkıları çalıyor olurdu arka fonda.. ya da o sabahlarda onunla birlikte dinlediğimiz her şarkı, o güzel günlerin anısına, bana öyle geliyordu şimdi… O neşeli sabah şarkıları eşliğinde birbirine aşık iki insanın karşılıklı, hiç acele etmeden yaptığı, alabildiğine tadını çıkardığı, uzun, upuzun bir kahvaltı faslı başlardı sonunda. Önümüzde açık duran televizyonla ikimiz de ilgilenmezdik pek. Bir yandan o mis gibi kokan tavşan kanı çaylarımızı yudumlarken, bir yandan da o günün gazetelerine göz gezdirir, ilginç bulduğumuz yazıları paylaşırdık birbirimizle. O, günlük burç fallarımızı okurdu hemen, yüksek sesle, ve büyük bir merak ve heyecanla. Yüksek sesle, ve büyük bir merak ve heyecanla, geleceğimizle ilgili bin türlü yoruma ve hayale dalardı o fallardan yola çıkarak, yıllar sonrasına uzanan. Bense kültür/sanat sayfalarını inceler, o akşam ve o hafta katılabileceğimiz etkinliklerden bahsederdim ona. Ona hayalci, banaysa gerçekçi yaftasının yapıştırılabileceği bu basit tercihlerimiz bile, bu anlamsız etiketlerin ötesinde, aramızdaki o çok önemli anlayış ve tercih farkını, zaman ufkuna dair seçimlerimiz arasındaki o farkı, er geç bu ilişkinin biteceğine, bitmek zorunda olduğuna işaret eden o uçurumları anlatmaya yetiyordu aslında. Ben yalnızca o günü, o akşamı ya da o haftayı düşünebiliyordum en fazla. Oysa ayları, yılları hatta benimle birlikte geçirmek istediği bütün bir ömrü hayal ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi... o artık yok, ve bir daha da olmayacak. &lt;br /&gt;Uyandığım hiçbir sabah o şarapların akşamdan kalma tatlı mayhoşluğuyla karşılamıyor beni.&lt;br /&gt;Hiçbir güneş ışığında, öylesine güzel görünmüyor hiçbir yüz ve hiçbir vücut.&lt;br /&gt;Öylesine güzel görünmüyor artık hiçbir yatak odası, hiçbir ev ve hiçbir hayat.&lt;br /&gt;Oynadığım hiçbir ritüel, öylesine hoşuma gitmiyor.&lt;br /&gt;Yürüdüğüm hiçbir yolda kuş cıvıltıları, güneş, zeytin ağaçları ve gül bahçeleri öylesine tat vermiyor.&lt;br /&gt;Çünkü hiçbir öğretmen, onun kadar şefkatli, sevecen ve anaç olmadı bir daha.&lt;br /&gt;Hiçbir şarkı bir daha, o kadar neşeli çalmadı.&lt;br /&gt;İçtiğim hiçbir çay, öyle mis gibi kokmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi!... Onsuz yaptığım bu kahvaltıda, sivri tepesini çay kaşığıyla ezerek ufaladığım ve soyduğum az pişmiş yumurtamın beyazını yedikten sonra, turuncu, muhteşem sıvısına ulaştığımda aklımdan geçen tek şey, bir karabiber tanesi gibi sarıya süzülmek ve bu acı dinene kadar orada gizlenmekti. O sıcak pelte beni bir cenin gibi saracak, sarmalayacak ve onaracaktı. Sonra bin bir güçlükle zara tutunarak yukarı tırmanacak ve ihtiyacım kalmadığında, suyla yıkanıp üzerimdeki koruyucu rahimden kurtulacaktım. Keşke böyle sıyrılabilseydim düş kırıklıklarının, yasak aşkların ve yoğun duyguların, içinden çıkılması güç bir şeytan üçgeninde alabildiğine sergilendiği heyecan dolu ve karmaşık ilişkiler yumağının bu sarsıcı öyküsünden. Keşke özel olabilseydim; kontrollü, kusursuz bir vücut ve ruhla… Ama artık sıradanım, ve sürünüyorum yeşil kaygan derim güneşin altında parlayarak. Yer altı dehlizlerini dolaşıyorum beyaz, yumuşak karnım toprağa dokunarak. Yüzeye çıkmaya korkuyorum gözlerim ışıktan kamaşarak. Ait olmadığım topraklarda dolaşıyorum şimdi, insanları korkutarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet… o artık yok, ve bir daha da olmayacak.&lt;br /&gt;Çünkü hiçbir kadın, hiçbir erkeği..&lt;br /&gt;Ve hiçbir erkek, hiçbir kadını..&lt;br /&gt;Öyle sevmedi bir daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O artık yok… bundan sonra da olmayacak. Sözcüklerde, o hayallerle beslenen sözcüklerde yaşayabilecek ancak. Biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Safran&lt;br /&gt;Sayı: 44, Yayın tarihi: 02/02/2010&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-7330738634886291209?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/7330738634886291209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=7330738634886291209' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7330738634886291209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7330738634886291209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/12/sabah-kahvaltisi-bars-safran.html' title='SABAH KAHVALTISI – Barış  Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S2__0TwQEuI/AAAAAAAAASc/WsdKVI6_BCg/s72-c/sabah_kahvaltisi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-4098605745807586295</id><published>2009-12-06T07:58:00.000-08:00</published><updated>2010-03-08T07:02:51.290-08:00</updated><title type='text'>İstanbul Bir Masaldı</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S5URdv2jFaI/AAAAAAAAAUU/1ZyoDFnAo6M/s1600-h/rg.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 271px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S5URdv2jFaI/AAAAAAAAAUU/1ZyoDFnAo6M/s400/rg.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5446278527133619618" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Burada anlatılanların ya da kendini yavaş yavaş yazdırmış bu uzun hikayede bir yazı olarak yaşananların kimi insanları rahatsız edeceğini biliyorum. Yazımı, başkalarından, bana bu yazıyı kabul ettirmek isteyenlerden elimden geldiğince uzaklaşaral anlamaya, daha da önemlisi sorgulamaya çalıştığım, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen gecelerde de böylesi bir duyguya kapılmıştım. Bana duyurulanları, hayatımın bir yerlerine koymaya çalıştığım gecelerdi o geceler... Beni ben yapan, beni, yazımı  başka bir sesle, içimdeki o sesle taşımaya çalıştığım halde, bulduğum tüm gizli köşelere ve oyunlara karşın benden kurtaramayan, köklerini çok uzaklarda, bana kalan bir mirasta arayabileceğim bir duyguydu bu... Bu mirası dilimde yaşamanın hikayesini anlatmalıydım, bu olasılığın, hayatımdaki, doğduğum, yaşadığım şehirdeki uzantısını, yeteneklerimin, sınırlarımın elverdiği ölçüde görmeli ve göstermeliydim elbet. Bu inancın verdiği güçle, daha sakin, daha tanıdık ve güvenilir bir kıyıda yürüyebilirdim bu durumda. Bu kıyıyı bildik sözcüklerle, başkalarının benden beklediği bir kimliğin sularında kalarak dile getire bilirdim. Kendime yakıştırdığım, yakıştırabileceğim bu durum, yaşadığım, tutunmak istediğim olasılıklardan biriydi ama sadece. Yaşadığım, tutunmak istediğim olasılıklardan biri... Beni, o sakin sularda yüzmeye çalıştığım günlerde, başka sesler de çağırmıştı oysa. Bir tek yerde kalma, bir tek yer için yaşama ve ölme korkusu, başka yerlere, uzun süre kalamadığım, yaşayamadığım o yerlere gitmenin yolunu içimde biraz da bu yüzden, bu olasılığa sonuna kadar inanamadığım için açmıştı. O hayallere bu yüzden kapılmıştım. Bu yüden yalan söylemiş, yalanlarla da yaşamayı öğrenmiş, sevdiklerime ihanet etmiştim. Ciğerlerimi, astımıma bakmaksızın, bu yüzden, soba kömürününkinin dışında, aklımca tüten herşeyin dumanıyla doldurmuştum. Bana, sevişmenin hiç bilmediğim o karanlık yüzlerini, o karanlık çıraklık günlerimde, tüm cömertliği ve hırçınlığıyla öğreten, arada sırada bir üniversitede sosyoloji hocası olmak istediğini söyleyen, ela gözlü, saçları bal renginde, çilli bir orospuyla bu yüzden evlenmek istemiştim. Büyük Oruç Günü'nde Spinoza okumayı bu yüden tercih etmiştim. Pezevenk olmayı bu yüzden düşünmüş, reklam yazarlığını bu yüzden denemiştim. Börek pişirmek ve iyi sarma sarmakla övünen namuslu kadınlardan bu yüzden nefret etmiştim. Özgürlüğü konuşan ya da oynayan ama ellerini yakmayı göze alamadan, sadece konuşan ve oynayan, sonuçta hep o evlerine ve miraslarına bağlı kalan kadınlardan da bu yüzden tiksinmiştim, tüm bu bakışlarımı, kendilerini daha iyi koruyabilmek ya da bu dünyayı ellerinde tutabildiklerini birilerine hep gösterebilmek için, bir şeyleri sadece tanımlayarak, o duygulara dokunmaya, gerçekten dokunmaya cesaret edemeden, bilimsel bir temele oturtmaya çalışanlardan da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mario Levi 10 Aralık'ta 'Edebiyat Mevsimi-1. İstanbul Edebiyat Festivali'nde..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-4098605745807586295?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/4098605745807586295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=4098605745807586295' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4098605745807586295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4098605745807586295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/12/istanbul-bir-masald.html' title='İstanbul Bir Masaldı'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S5URdv2jFaI/AAAAAAAAAUU/1ZyoDFnAo6M/s72-c/rg.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-8523427974398411304</id><published>2009-11-11T21:25:00.000-08:00</published><updated>2009-11-11T21:33:26.243-08:00</updated><title type='text'>Stadyumda Şiir Okuması</title><content type='html'>...Sovyetler Birliği’nde halk, resmi ideolojinin baskısını bir ölçüde kırarak şiire büyük bir ilgi gösterir ve şairler, o yıllarda şiir okuma seanslarına katılırlardı. Voznesenski ile Yevtuşenko’nun kitapları 500.000 adet basar, fakat halk yine de şairleri dinlemek ister. Voznesenski için en ünlü şiir okumalarından biri, 14.000 kişinin doldurduğu bir stadyumda olmuştur. Şiirin bu akustik boyutu Voznesenski’nin metinlerinde göze çarpar. Dinleyici ile şiirin buluşmasının etkileri, şairin kullandığı dilde, seçtiği sözcüklerde belirginleşir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK&lt;br /&gt;Andrei Voznesenski, Moskova Doğumlu -doğal olarak- Rus Şairi, Kadıköy Underground Poetix, Vol.18, 2020 (2009)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-8523427974398411304?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/8523427974398411304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=8523427974398411304' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8523427974398411304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8523427974398411304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/11/stadyumda-siir-okumas.html' title='Stadyumda Şiir Okuması'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-8561942405354625468</id><published>2009-11-07T20:40:00.000-08:00</published><updated>2009-11-11T21:29:03.148-08:00</updated><title type='text'>Kaos ve Mitoloji (Etkinlik)</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Tür: Eğitim - Çalışma Grubu &lt;br /&gt;Tarih: 10 Kasım 2009 Salı &lt;br /&gt;Zaman: 19:00 - 22:00 &lt;br /&gt;Yer: GALA PERA Kültür ve Sanat Derneği, Ensiz Sokak, Şeref Apt. No: 6, Kat: 2, Tünel-Beyoğlu &lt;br /&gt;Tel: 245 53 80 - GSM: 539 724 29 099 &lt;br /&gt;E-posta: sabarissa@hotmail.com&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SvZLEUgUq-I/AAAAAAAAARI/pIiqOlbUap4/s1600-h/bbibap_1027312.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 252px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SvZLEUgUq-I/AAAAAAAAARI/pIiqOlbUap4/s400/bbibap_1027312.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5401587340673330146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;"Her şeyden önce Khaos vardı, sonsuz ölçüsüz boşluk.&lt;br /&gt;Bir deniz kadar vahşi, deniz kadar karanlık.&lt;br /&gt;Sonra geniş göğüslü Gaia, ana toprak,&lt;br /&gt;Sürekli, sağlam tabanı bütün ölümsüzlerin&lt;br /&gt;Onlar ki tepelerinde otururlar karlı Olympos'un,&lt;br /&gt;Ve yol yol toprağın dibindeki karanlık Tartaros'ta..."&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Khaos kavramı ilk defa mitolojik metinlerde, "en eski" ozanların şiirlerinde çıkar karşımıza. Evrenin oluşumunu açıklamaya yönelik bu ilk çabalar, bilimsel-felsefi düşüncenin, yani felsefenin de doğuşudur bir anlamda. Hiçbir “şey” yokken her “şey”in kendisinden türediği ve böylece evreni oluşturan ilk madde (arkhe) olarak Thales suyu, Anaximandros “apeiron”u, Anaximenes havayı, Phytagoras sayıları önermeden önce, Hesiodos “Khaos’tu hepsinden önce varolan” diyordu. Öyleyse,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hesiodos'tan, Ovidius'a, Aristophanes'ten John Milton'a “Mitolojide Khaos" konusunu merak edenleri bekliyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-8561942405354625468?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/8561942405354625468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=8561942405354625468' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8561942405354625468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8561942405354625468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/11/kaos-ve-mitoloji-etkinlik.html' title='Kaos ve Mitoloji (Etkinlik)'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SvZLEUgUq-I/AAAAAAAAARI/pIiqOlbUap4/s72-c/bbibap_1027312.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-5615251181747996526</id><published>2009-09-28T04:41:00.000-07:00</published><updated>2009-10-02T00:20:15.934-07:00</updated><title type='text'>Ş3Y74N 4YR1N71D4 612L1D1R - Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SsCh3txrZII/AAAAAAAAANo/63NyrJXZ7To/s1600-h/www_resimcity_com_seytan_resimleri.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 378px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SsCh3txrZII/AAAAAAAAANo/63NyrJXZ7To/s400/www_resimcity_com_seytan_resimleri.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386483132887950466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;hiçbir şey göründüğü gibi değildir, sunulanın altındakini açığa çıkaracak bir ipucu her zaman sunulmuştur. şeytan; sıradanlığa açılan yoldan, farkında olanı çıkaranı temsil eder. &lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- sadece ense demiştim favoriler kalsın demiştim.&lt;br /&gt;- yeminle kardeş, kazayla elim kaydı. pardon ama nedir bu şakaktaki 666 yazısı, iddiaya filan mı girdiniz arkadaşlarla?&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şeytan en üst melek miydi, yoksa değersiz miydi? günah doğal mı, yoksa doğa üstü mü? isa mı onu yenilgiye uğrattı, mikail mi? havaya mı, yeryüzüne mi, yeraltına mı düştü? cehenneme ilk düşüşünde mi, isa’nın çarmıhı sonrasında mı, yoksa kıyamet gününde mi bağlandı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;şeytan ayrıntıda gizlidir..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;söylediğimiz sözlerde, davranışlarımızda, düşüncelerimizde, bizzat içimizde, gecemizde, günümüzde, her an çıkmaya hazır ve gizli ve ayrıntıda. çünkü bahsetmek istemedik, sakladık..&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"ve bu yüzden en büyük aşkımız, vazgeçilmezimiz ve sonunda uğrunda kendimizi feda ettiğimiz aslında şeytanın ta kendisidir"...&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-5615251181747996526?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/5615251181747996526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=5615251181747996526' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5615251181747996526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5615251181747996526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/09/s3y74n-4yr1n71d4-612l1d1r.html' title='Ş3Y74N 4YR1N71D4 612L1D1R - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SsCh3txrZII/AAAAAAAAANo/63NyrJXZ7To/s72-c/www_resimcity_com_seytan_resimleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-6918235758736921281</id><published>2009-09-09T02:31:00.000-07:00</published><updated>2010-01-26T09:47:53.301-08:00</updated><title type='text'>"Hastalık" | Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sqd20--aq6I/AAAAAAAAANg/H-w0IvQuarQ/s1600-h/hastaydik.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 301px; height: 389px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sqd20--aq6I/AAAAAAAAANg/H-w0IvQuarQ/s400/hastaydik.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379398932547414946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Maria'ya &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman ne çok hastaydık sevgilim &lt;br /&gt;Sevgilim! Ne çok hastaydık… &lt;br /&gt;Bir boğa heykelinin etrafında dolaşan matadorlardık &lt;br /&gt;Dibinde şifalı otlar biterdi &lt;br /&gt;Çokyüzlü kanalların yüzsüz kameramanları &lt;br /&gt;Bizi ikiyüzlüce çekerdi &lt;br /&gt;Yüzlerinde şaşkın bir ifadeyle &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün intiharlar biriktirirdik &lt;br /&gt;Biriktirdiklerimizin üzerine çıkar, aşağı bakardık &lt;br /&gt;Sevgilim! O zaman ne çok hastaydık &lt;br /&gt;Dişçiler, jinekologlar, diğer doktorlar &lt;br /&gt;Avukatlar, bilgisayar mühendisleri, komisyoncular &lt;br /&gt;Hepsi aşağıdaydı, bizse daima yukarıda &lt;br /&gt;Şizofrenimiz, anksiyetemiz ve türlü fobimizle &lt;br /&gt;Tanrım! Sevgilim! Ne çok yalnızdık… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dürbün alır, karşı kıyıya, saraya bakardık &lt;br /&gt;Sultan bize bakardı, orada oluşumuza şaşardı &lt;br /&gt;Bir olta alır, kıyıya iner, ağlardım &lt;br /&gt;Otuz yılımı hatırlatan o sıkıntıyla &lt;br /&gt;Ürpertilerle koşardım eve, güleryüzle karşılardın &lt;br /&gt;Sevgilim! O zaman ne çok hastaydık… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kız” lakaplı bir ahlaksız gelirdi &lt;br /&gt;O ve “Üzeyir” adındaki arkadaşı &lt;br /&gt;“Bu hastalığı çekmenize gerek yok” derlerdi, “anlamsız” &lt;br /&gt;Köleler ve kadınlar ararlardı kendilerini morg leşlerinde &lt;br /&gt;Öpüşleriyle kirletirlerdi hastaları &lt;br /&gt;Reddederdik hepsini, hastalığımızı severdik &lt;br /&gt;Ah sevgilim! Örtüler altında nasıl da titrerdik &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evimizin duvarlarına kolajlar yapardın; anarşi ve kaos hakkında &lt;br /&gt;Hep uyanık kalma pahasına yazılar yazardım; evrim ve devrim hakkında &lt;br /&gt;Darwin, Freud ve Marks otururlardı yan apartmanda &lt;br /&gt;Oturur ve bizden konuşurlardı, hastalığımızdan &lt;br /&gt;Onlar konuşurken akşam olurdu, biz sevişirdik acıyla &lt;br /&gt;Ah sevgilim! Biz hastayken acıyla sevişirdik… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerin peynir ve sabun kokardı, ayaklarını öperdim &lt;br /&gt;Sonra gece gelirdi, iri gözbebekleri ve karın ağrısıyla &lt;br /&gt;Gece gelir, perdeleri örterdi, örterdi beynimi &lt;br /&gt;Işıkları yakmazdım, senden başkasına katlanamazdım &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyileşir iyileşmez giderdin sen, uzaklara, yalancı ışıklara &lt;br /&gt;Bense kalırdım, hayatı ıskalamış bir fizikçiyle &lt;br /&gt;Sahte mutluluklar satın alırken ondan &lt;br /&gt;Sen arardın bir tabutu çivilerken &lt;br /&gt;“Bana bunun için ödeme yapıyorlar” derdin &lt;br /&gt;Acı acı gülümserdim, hasta olurdum, &lt;br /&gt;yanımda başka hastalar olurdu &lt;br /&gt;Ah sevgilim! O zaman ben hastaydım, beynim hastaydı &lt;br /&gt;Yaz ortasında kalın örtüler altında titrerdin &lt;br /&gt;Geceler soluk soluğa terli atlar gibi ilerlerdi &lt;br /&gt;Zaman geçerdi, ağlayan bakirelerden bana dönerdin &lt;br /&gt;Hastalığımızda buluşur, bir süre gülümserdik &lt;br /&gt;Ah sevgilim! Hastayken biz acıyla sevişirdik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;~~~ &lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mavimelek.com/hastalik.htm"&gt;Mavi Melek Edebiyat Kültür Sanat Dergisi'nden &lt;/a&gt; (http://www.mavimelek.com/)&lt;br /&gt;Sayı: 40, Yayın tarihi: 29/08/2009 (http://www.mavimelek.com/hastalik.htm)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca &lt;a href="http://bireylikler.blogspot.com/2009/12/30bireylikler-ckyor.html"&gt;Bireylikler Kültür Sanat Edebiyat Dergisi&lt;/a&gt;, Sayı 30, Ocak-Şubat 2010, syf. 30'da yayınlanmıştır..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S18qfMLdo1I/AAAAAAAAASE/jLGh2O0US0c/s1600-h/DERBIREY30.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 278px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S18qfMLdo1I/AAAAAAAAASE/jLGh2O0US0c/s400/DERBIREY30.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431106390965723986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-6918235758736921281?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/6918235758736921281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=6918235758736921281' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/6918235758736921281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/6918235758736921281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/09/hastalk-bars-safran.html' title='&quot;Hastalık&quot; | Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sqd20--aq6I/AAAAAAAAANg/H-w0IvQuarQ/s72-c/hastaydik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-1081696010192321021</id><published>2009-08-05T07:30:00.000-07:00</published><updated>2009-08-05T07:41:01.694-07:00</updated><title type='text'>"Suçlu ve Ortak" | Barış Safran</title><content type='html'>Mavi Melek Edebiyat Kültür Sanat Dergisi'nden &lt;br /&gt;(http://www.mavimelek.com/)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SnmZ0yY7RwI/AAAAAAAAANY/xt__rhd8cJs/s1600-h/suclu_ve_ortak.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 279px; height: 394px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SnmZ0yY7RwI/AAAAAAAAANY/xt__rhd8cJs/s400/suclu_ve_ortak.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5366489563147224834" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her yazar yarı otobiyografik yazar&lt;br /&gt;hiçbir şeyden korkmam&lt;br /&gt;çoğunluktan korktuğum kadar&lt;br /&gt;öğrenmek mi yoksa yaşamak mı istemiyorlar,&lt;br /&gt;ki aslında ikisi de aynı paslı kapıya çıkar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hangisi daha umutsuz ki acaba&lt;br /&gt;yalnızlık arzusu ya da yardım çağrısı&lt;br /&gt;korkma baban gibi olmayacağım&lt;br /&gt;yalnızca yaşadıklarını yazabilen bir kadavracı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yam yam ressamlar, hırsız şairler&lt;br /&gt;göğüs kafesinde mahkum kalpler&lt;br /&gt;ölüm korkusu ve onlarca kadın&lt;br /&gt;          -hüzünlü şarkılar söyler sabaha kadar periler-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yani yeterince kalabalıktık eski aşklarla&lt;br /&gt;ihtiyacımız yoktu başkalarına&lt;br /&gt;lakin onların da sevmeye hakkı vardı&lt;br /&gt;seçimlerinin sonucuydu antik acı, göze aldıkları&lt;br /&gt;aşkı, dostluğu, sadakati yine&lt;br /&gt;uzun uzun düşündürmek için bize&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onlardan olmayalım, bizde karar kıl&lt;br /&gt;sen de beni affet, onları affettiğim kadar&lt;br /&gt;buna hazır mısın kuş tüyü cesaretinle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyorsun ki, dokundun etrafımdaki cama&lt;br /&gt;zincirleri fark etmemi sağladın&lt;br /&gt;şimdiyse beni dışarı çağırıyorsun&lt;br /&gt;ama ben susuz yaşayamam biliyorsun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de sunulandan fazlasını istemez misin&lt;br /&gt;yüzünü jiletle parçalamak&lt;br /&gt;güneşten dökülen yağmurla yıkanmak&lt;br /&gt;öyleyse korkma karga kafesinden&lt;br /&gt;korkma şeftali ağaçlarından&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haydi gel Convallaria Majalis!&lt;br /&gt;kendini yalnızlığından koru&lt;br /&gt;senin için dağlardan ineyim!&lt;br /&gt;haydi gel Kutsal Bakire!&lt;br /&gt;kendini ihtirasından koru&lt;br /&gt;sana gece gündüz bekçilik edeyim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haydi! on üç kitap yaz bana, kumul arabasında, kanla!&lt;br /&gt;ve on üç portre çiz bana, bedelini öderim ruhumla!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ip atla ve yıldızları say: çıplak ve ünlü&lt;br /&gt;rüzgârın peşine düş; göğün sınırından komşunun evine&lt;br /&gt;masalları koynuna koy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düşün ki şiirler yazan bir katil, esin kaynağını öldüren, ben&lt;br /&gt;ya da cinayetler işleyen bir şair, şiirlerini çöpe atan, sen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anla ki nehirlerin çağlayan suyu, ben&lt;br /&gt;bir sohbetin ortasında baltayı yüzüne vuran&lt;br /&gt;sense anlamlı başkası&lt;br /&gt;küçük bir deftere sapıkça resimler çizen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;görüyorsun ya&lt;br /&gt;mevcut suçun masum ortakları, biz&lt;br /&gt;kalem ve kaşık gibi&lt;br /&gt;kana koşan bir köpekbalığı gibi&lt;br /&gt;dört duyuyu öldürüp yalnızca tat duyusunu bıraktığı yerdeki gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama artık çok geç.&lt;br /&gt;çok geç! çok geç!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;~~~&lt;br /&gt;Sayı: 39, Yayın tarihi: 27/07/2009 &lt;br /&gt;http://www.mavimelek.com/suclu_ve_ortak.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-1081696010192321021?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/1081696010192321021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=1081696010192321021' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/1081696010192321021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/1081696010192321021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/08/suclu-ve-ortak-bars-safran.html' title='&quot;Suçlu ve Ortak&quot; | Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SnmZ0yY7RwI/AAAAAAAAANY/xt__rhd8cJs/s72-c/suclu_ve_ortak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-4493586097150216322</id><published>2009-07-18T04:33:00.000-07:00</published><updated>2009-07-18T04:39:17.495-07:00</updated><title type='text'>Tanrı, Evren, Zar</title><content type='html'>İlk başta Şans vardı. Şans Tanrı'yla birlikteydi ve Şans Tanrı'ydı: Bizler ve 20. yy.lın aydın bilim adamları bu kadarından eminiz. Eski zamanda fizik bilimi iradeyi kabul ederken, şimdilerde şansı kabul etmiştir. Eskisi herşeyin bir nedeni olduğunu ve mutlak nedensel bağlantıları kabul ederken, yenisi mutlak rastlantısallığı kabul etmiştir. Eskiler daha derinleri irdeledikçe nedenleri, modern fizikçi ise derinleri irdeledikçe daima şansı bulmuştur. &lt;br /&gt;The New York Times gazetesi, Nobel ödüllü bir biyoloğa sormuş, "Tanrı evreni yaratırken zar mı atıyormuş?"&lt;br /&gt;Cevap, "Evet" olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Luke'un günlüğünden&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-4493586097150216322?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/4493586097150216322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=4493586097150216322' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4493586097150216322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4493586097150216322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/07/tanr-evren-zar.html' title='Tanrı, Evren, Zar'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-4790481122029085807</id><published>2009-05-30T18:48:00.000-07:00</published><updated>2009-09-08T02:18:47.576-07:00</updated><title type='text'>Güzelim, ölümlüler! - Barış Safran</title><content type='html'>organik bilgelik ya da&lt;br /&gt;bir sinek niçin annesini içinden yer&lt;br /&gt;kusursuzlaşma sorunu ya da &lt;br /&gt;bir midye nasıl arkasında bir balık geliştirir&lt;br /&gt;insanın gerçek babası olarak çocuk&lt;br /&gt;yaşam beşgeni&lt;br /&gt;yanlış adlandırılmış&lt;br /&gt;yanlış incelenmiş ve&lt;br /&gt;yanlış anlaşılmış&lt;br /&gt;irlanda sığırı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-doğa bu yaratığa sunduğu büyük ve görkemli boynuzlarla ona seçkin bir yer vermiş ve kendisinden küçük diğer tüm dörtayaklılardan açıkça ayrılan tasarımıyla ona hürmet göstermiş gibidir.&lt;br /&gt;thomas molyneux, 1697-&lt;br /&gt;stephen jay gould, ever since darwin: reflections in natural history&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-4790481122029085807?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/4790481122029085807/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=4790481122029085807' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4790481122029085807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4790481122029085807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/05/guzelim-olumluler.html' title='Güzelim, ölümlüler! - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-5350904074730924723</id><published>2009-05-22T15:34:00.000-07:00</published><updated>2009-10-02T03:42:59.356-07:00</updated><title type='text'>fraktal aşk - barış safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sh6dNyhwEoI/AAAAAAAAALk/2RKVm1CBmcw/s1600-h/20080218_fraktal.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 329px; height: 304px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sh6dNyhwEoI/AAAAAAAAALk/2RKVm1CBmcw/s400/20080218_fraktal.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340879068335182466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;- aşkım! geçen yıl bu &lt;br /&gt;zamanlar beni festivale &lt;br /&gt;çağırmıştın. bu yıl aynı &lt;br /&gt;dönem yine ayrıyız, dedi &lt;br /&gt;kız:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;- fraktal aşk!&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Safran&lt;br /&gt;20.05.2007&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-5350904074730924723?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/5350904074730924723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=5350904074730924723' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5350904074730924723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5350904074730924723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/05/fraktal-ask.html' title='fraktal aşk - barış safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sh6dNyhwEoI/AAAAAAAAALk/2RKVm1CBmcw/s72-c/20080218_fraktal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-7349671314058842811</id><published>2009-05-19T00:51:00.000-07:00</published><updated>2009-09-08T02:19:34.760-07:00</updated><title type='text'>Kömür gözlü bir kız için - Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/ShJlbh8kI0I/AAAAAAAAALc/ucPbIadQF5U/s1600-h/komur.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 184px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/ShJlbh8kI0I/AAAAAAAAALc/ucPbIadQF5U/s400/komur.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337440032030729026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.futuristika.org/2009/05/15/komur-gozlu-bir-kiz-icin/"&gt;Futuristika Enteresan Mevzular Dergisi&lt;/a&gt;'nden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Özgürlüktür bakışlardaki gülümseyiş&lt;br /&gt;Denizin üzerinde koşarken..&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En mavi elbisesini giymişti gökyüzü&lt;br /&gt;En güzel tonu seçmişti ressam&lt;br /&gt;Kaydı yıldız, tutuldu dilekler; ki&lt;br /&gt;O yıldızlar gecenin değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşlenen tüm suçları üstleniyordu aşk&lt;br /&gt;Kumlara uzanmıştı kömür gözlü kız&lt;br /&gt;Ellerini havaya kaldırmıştı&lt;br /&gt;Düşüyormuş hissine kapıldı&lt;br /&gt;Bağırdı boşluğu hissederek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış SAFRAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-7349671314058842811?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/7349671314058842811/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=7349671314058842811' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7349671314058842811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7349671314058842811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/05/komur-gozlu-bir-kz-icin.html' title='Kömür gözlü bir kız için - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/ShJlbh8kI0I/AAAAAAAAALc/ucPbIadQF5U/s72-c/komur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-8689973030076031230</id><published>2009-05-19T00:15:00.000-07:00</published><updated>2010-01-14T09:59:20.874-08:00</updated><title type='text'>BU DEVIRDE - Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/ShJkjlONTAI/AAAAAAAAALU/vhPH6J7DIxM/s1600-h/yuz.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 303px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/ShJkjlONTAI/AAAAAAAAALU/vhPH6J7DIxM/s400/yuz.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337439070837361666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.futuristika.org/2009/05/01/bu-devirde/"&gt;Futuristika Enteresan Mevzular Dergisi&lt;/a&gt;'nden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzatılmış sütunlar arasında&lt;br /&gt;Öncekilerin masalları&lt;br /&gt;Kişi yerine yüzler konuşuyor&lt;br /&gt;Kimse doğru söylemiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış SAFRAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-8689973030076031230?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/8689973030076031230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=8689973030076031230' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8689973030076031230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8689973030076031230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/05/bu-devirde.html' title='BU DEVIRDE - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/ShJkjlONTAI/AAAAAAAAALU/vhPH6J7DIxM/s72-c/yuz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-8754569229531567310</id><published>2009-03-25T17:59:00.000-07:00</published><updated>2009-09-08T02:21:42.199-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futuristika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='agnostik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tanrı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeraltı edebiyatı'/><title type='text'>MACK WALKER - Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.futuristika.org/2009/03/23/mack-walker/"&gt;Futuristika Enteresan Mevzular Dergisi&lt;/a&gt;'nden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Scrs0y3LYoI/AAAAAAAAAJc/r1TTuIyKPwA/s1600-h/mack.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 94px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Scrs0y3LYoI/AAAAAAAAAJc/r1TTuIyKPwA/s400/mack.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317322701814850178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MACK WALKER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oh hayat!&lt;br /&gt;Konuşmacı..&lt;br /&gt;Konuşmacı ve sen..&lt;br /&gt;Ve sen hiçbir şeysin.&lt;br /&gt;Güneşi ve gitmeyi düşünüyorsun.&lt;br /&gt;Ve tanrıyı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oh ellerin!&lt;br /&gt;Öpülesi ellerin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MACK WALKER II&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oh ışık!&lt;br /&gt;Konuşmacı..&lt;br /&gt;Konuşmacı ve sen..&lt;br /&gt;Ve sen hiçbir şeysin.&lt;br /&gt;Ve ben nereye gittiğini düşünüyorum&lt;br /&gt;Ve de tanrıyı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrıyla bir alıp veremediğim yok&lt;br /&gt;Beni kendi halime bıraksın yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23.03.2009&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-8754569229531567310?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/8754569229531567310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=8754569229531567310' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8754569229531567310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8754569229531567310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/03/mack-walker.html' title='MACK WALKER - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Scrs0y3LYoI/AAAAAAAAAJc/r1TTuIyKPwA/s72-c/mack.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-275134181627794373</id><published>2009-03-06T11:51:00.000-08:00</published><updated>2009-03-25T19:57:03.187-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kadın'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeraltı edebiyatı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mavi melek'/><title type='text'>"Kadının Durumları" | Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.mavimelek.com/kadinin_durumlari.htm"&gt;Mavi Melek Edebiyat Kültür Sanat Dergisi&lt;/a&gt;'nden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Scru3tIZE9I/AAAAAAAAAJk/MlfvQkNFouA/s1600-h/rob_dobi-flower.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 271px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Scru3tIZE9I/AAAAAAAAAJk/MlfvQkNFouA/s400/rob_dobi-flower.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317324950839301074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen vaat edilmiş yasak bölgesin &lt;br /&gt;İstilanın o karşı konulamaz hazzı &lt;br /&gt;Herkese inat sahip olduğum &lt;br /&gt;Cezbi cinnet sebepi garip çekici &lt;br /&gt;Şehrin içinde sevgisiz &lt;br /&gt;İki ayrı tutku gibiyiz &lt;br /&gt;Yasaklarla beslenen &lt;br /&gt;Yüksekten uçuş ya da uçuş yüksekliği &lt;br /&gt;Doğruları cehennemin kapı komşusu &lt;br /&gt;His itimi bayağılık &lt;br /&gt;Yıktığımız tüm katılık &lt;br /&gt;Haz versin "biz"e &lt;br /&gt;(Biz) Kimseye ait değiliz &lt;br /&gt;Ama belki başkalarıyla beraberiz diyeceğiz &lt;br /&gt;Ve sen büyükçe bir şehre gideceksin &lt;br /&gt;Bir eleştirmenin kanına gireceksin &lt;br /&gt;Bense yollara düşeceğim &lt;br /&gt;-öyle ki ilerledikçe uzayan &lt;br /&gt;Sonsuza uzanan yollar- &lt;br /&gt;Tiksindiğim bir kadını takip edeceğim &lt;br /&gt;İşte masumiyet! &lt;br /&gt;Onlarca kişiyi öldürdükten sonra bile &lt;br /&gt;En ufak bir suçluluk duymayacak kadar saf ve inançlı…&lt;br /&gt;Nefret! Getir onu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen uzaktaki bir sevgili &lt;br /&gt;Telefon konuşmalarında söyleyecek söz bulamadığım &lt;br /&gt;Ama özleyen ve özlenen &lt;br /&gt;Ağlatacak kadar güzeldir başparmağın &lt;br /&gt;Işıklar içinde çaresiz &lt;br /&gt;İki ayrı güneş gibiyiz &lt;br /&gt;Patlamalarla yok olan &lt;br /&gt;Bir sineğin ruhu ya da ruh sineği &lt;br /&gt;Hayalleri cehennemin kapı komşusu &lt;br /&gt;Ruh uçumu uzaklık &lt;br /&gt;Ruhları kemiren bu boşluk &lt;br /&gt;Dar gelsin "biz"e &lt;br /&gt;(Biz) Kimseye borçlu değiliz &lt;br /&gt;Açıklama yapmak zorunda değiliz &lt;br /&gt;Ve belki sen doğuya gideceksin &lt;br /&gt;Bir doktorun koynuna gireceksin &lt;br /&gt;Bense kıyıya göçeceğim &lt;br /&gt;-o ki tüm dalgaların vurduğu &lt;br /&gt;Kıyılar ötesi bir kıyı- &lt;br /&gt;Bir öğretmeni alışkanlıkla öpeceğim &lt;br /&gt;İşte teslimiyet &lt;br /&gt;Onlarca kez ihanetten sonra bile &lt;br /&gt;En ufak bir suçlamada bulunmayacak kadar aşık ve sadık…&lt;br /&gt;Acı! Getir onu! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen erkekliğimi unutturan bir şeysin &lt;br /&gt;Karşısında çaresiz kalıverdiğim &lt;br /&gt;Öylesine güçlü ve kadınsı &lt;br /&gt;Kesikten fışkıran kan gibi fışkırır sıvıların &lt;br /&gt;Yasaklar içinde dengesiz &lt;br /&gt;İki ayrı inanç gibiyiz &lt;br /&gt;Zamanla unutulan &lt;br /&gt;Sıcağı seven bir kedi ya da kedi sıcaklığı &lt;br /&gt;Gerçekleri cehennemin kapı komşusu &lt;br /&gt;Diş batımı açıklık &lt;br /&gt;Çevreleyen bu yoğunluk &lt;br /&gt;Bol gelsin "biz"e &lt;br /&gt;(Biz) Kimseye minnettar değiliz &lt;br /&gt;Çünkü bizler benciliz &lt;br /&gt;Ve belki sen adaya gideceksin &lt;br /&gt;-o ki adalardan bir ada &lt;br /&gt;Okyanuslar içinde okyanus- &lt;br /&gt;Bir gazetecinin hayatına gireceksin &lt;br /&gt;Bense köye döneceğim &lt;br /&gt;İncinmiş bir kadını teselli edeceğim &lt;br /&gt;Neye niyet neye kısmet! &lt;br /&gt;Onlarca kez denedikten sonra bile &lt;br /&gt;En ufak bir duygu hissetmeyecek kadar boş ve anlamsız… &lt;br /&gt;Korku! Getir onu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;~~~ &lt;br /&gt;Sayı: 35, Yayın tarihi: 01/03/2009 &lt;br /&gt;http://www.mavimelek.com/kadinin_durumlari.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-275134181627794373?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/275134181627794373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=275134181627794373' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/275134181627794373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/275134181627794373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/03/kadnn-durumlar-bars-safran.html' title='&quot;Kadının Durumları&quot; | Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Scru3tIZE9I/AAAAAAAAAJk/MlfvQkNFouA/s72-c/rob_dobi-flower.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-5810109962043835418</id><published>2009-02-27T09:11:00.000-08:00</published><updated>2009-07-17T07:05:40.585-07:00</updated><title type='text'>Yazmak Üzerine I</title><content type='html'>* Yazarlar hakkında yapılan her tür yakıştırma, onların kişilik özellikleri, biyografileri, şu gerçeği gizliyor: Yalnızca kötü yazıların yazarı vardır, iyi yazıların yazarı olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yazı yazmanın tuhaf, insanlık dışı bir işlev olduğunu hiç unutmamak gerek; dilin kendisinin insanlık dışı bir yansıması olduğunu hiç unutmamalı. Evcil bir tür olan dil, yazıyla vahşi bir türe dönüşüyor yeniden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Özdeyişler; beyindeki şu elektriklenmenin, sinirlerden beyne ulaşıp onu arşınlayan şu sayısız mikroskobik düşüncenin hakkını en iyi onlar veriyor. Şu Brown hareketinin; Lichtenberg'in dediği gibi, "merceklerin, perdahlanmamış camın ötesinde"ki cisimciklerin etkinliğinin hakkını en iyi onlar veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Barthes: Dil faşisttir, çünkü bize sürekli olarak konuşmamızı buyurur. İlişki işlevi, faşist işlev. Gösterenin fanatizmi (Ferlosio). Alman dili Alman kentleriyle aynı anda yok edildi (Sloterdijk).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tıpatıp nükte gibi, kişilik özellikleri gibi, fragman da çelişkili anlam parçacıklarından ve bu parçacıkların keyifli çakışmalarından oluşur. Özdeyiş, yıldızlı bir gökyüzü gibidir; beyaz kalan parçalar yıldızların arasındaki boşluklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Herşey işlevselleşiyor. İroni eleştiri işlevinde yitip gidiyor, söz ise ilişki işlevinde. Daha da kötüsü: Eleştiri, etik, estetik, birbirlerinin işlevine dönüşüyorlar; bir süre sonra yararsız işlevler halini alacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yazarların kendi öykülerini, kendi yaşanmışlıklarını, kendi ruhsal dramlarını umutsuzca sahnelemeye çabaladıkları bütün şu romanların edebiyatla alakası yok. Onlar, tıpkı safra, ter ve gözyaşı gibi birer salgıdan -hatta dışkıdan- ibaret. Onlar televizyonlardaki reality show'ların "edebi" çevriyazısı. Tüm bunlar, kendilerinin de içsel bir yaşamı olduğuna kanaat getirdiklerinden beri bu yaşamı ne yapacaklarını bilemeyenlerin fantazma ve duygulanımlarının cirit attığı bir incebağırsaktan çıkar gibi, sıradan bir bilinçdışından çıkıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Düşünceler dünyası balta girmemiş bir ormandır, en vahşi haliyle doğanın kendisidir; buranın yerlileri ise avcılığı ve hayatta kalmanın yollarını pek iyi bilirler. Ne miras vardır, ne kendilerini karşılaştıracakları başka yapılar, ne de ilkel birikim. Düşüncenin kendine sağladığı tek imkan fırsatlardır, içgüdüsel ve hayvani savunma yolları. Yaşam koşullarının değişmesiyle birlikte, bizler de yetiştiricelere ve üreticilere dönüştük. Ancak, zihinsel ve duygusal bakımdan, avcılıktan bir adım öteye gidemedik -düşüncenin ve yazının her bir anında, bir avla ve bir leşle karşılaşıyoruz. Buna rağmen hayatta kalmamız mucize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* "Aphorizein" ("aforizma" sözcüğü buradan geliyor) bir düşünce ufkunun, asla kendi üstüne kapanmaksızın belirmesini sağlayacak şekilde mesafelenmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hangisi olursa olsun belli bir dili anlamı yokken dinlemek hoştur (tıpkı büyü de olduğu gibi; anlamdan yoksun bırakılan dilin cazibesi, maddi şeyleri etkisi altına alır). Dünyanın neresinde olursa olsun, anlam bulmaya başlayan bütün diller, söylenmiş olanın bayağılığını nakletmeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yazı, ifade ettiği en kötü şeyin canlı alternatifidir.&lt;br /&gt;Eskiden sanatın ve dilin bir dramaturjisi vardı: Gerçeği, lirizm ve şiddet kılığına sokmak; tarihe, kahramanca ve canice bir amaç kazandırmak. Öyle görünüyor ki günümüzde, her ikisi de tam tersine, herşeyi bayağılığa benzetme işlevi üstlendiler: Amaçsız ve sonuçsuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dil, anlam ifade etmekten korkan sözcüklerin yurduna sığındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baudrillard&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-5810109962043835418?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/5810109962043835418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=5810109962043835418' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5810109962043835418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5810109962043835418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/02/yazmak-uzerine-i.html' title='Yazmak Üzerine I'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-6036843018297728524</id><published>2009-02-27T01:43:00.000-08:00</published><updated>2009-05-28T08:22:10.151-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şair'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fraktal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mevsimsiz'/><title type='text'>Fraktalin İçinde (?)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sh6sE7enTLI/AAAAAAAAAME/cEvj9jnrrAc/s1600-h/Leyla_farn3.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 228px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sh6sE7enTLI/AAAAAAAAAME/cEvj9jnrrAc/s400/Leyla_farn3.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340895408793537714" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.mevsimsiz.net/"&gt;Mevsimsiz&lt;/a&gt;'den&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-dur durak bilmeksizin&lt;br /&gt;bir inceleme&lt;br /&gt;yorulmadan itmek&lt;br /&gt;satranç taşını&lt;br /&gt;vezirin hamlesinden kaçmak&lt;br /&gt;ivedi hesaplarla-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başıma girerken&lt;br /&gt;ucu matkabın&lt;br /&gt;gözlerimin içinden fışkırır&lt;br /&gt;renkli şekiller&lt;br /&gt;ve sesler dönüşür mü renge&lt;br /&gt;bir saniyenin içinde?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taş beden çığlık atar mı üst üste&lt;br /&gt;unutur mu kendini yoksa&lt;br /&gt;kanatlı tren geçtikçe&lt;br /&gt;büyük kelimeler getirir&lt;br /&gt;küçük adımlar;&lt;br /&gt;tersine dönmüş bir sürecin &lt;br /&gt;ana kahramanı&lt;br /&gt;seslenir sana i(n/ç)inden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İçime dönmüşken kalemim&lt;br /&gt;İmkansızsa anlamak beni&lt;br /&gt;ve susmamı diliyorsan gözlerinle&lt;br /&gt;iç(i)me! iç(i)me...&lt;br /&gt;kalbimden fırlar kaynağı&lt;br /&gt;pırıltı kokan kanım ile-&lt;br /&gt;davet etmez o seni&lt;br /&gt;aktığı hiçbir yere!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceren Burçak Dağ&lt;br /&gt;Ocak 09&lt;br /&gt;http://www.mevsimsiz.net/Yazilar/Genc_Mevsimsiz/Fraktalin_icinde()-9208/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-6036843018297728524?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.mevsimsiz.net/Yazilar/Genc_Mevsimsiz/Fraktalin_icinde()-9208/' title='Fraktalin İçinde (?)'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/6036843018297728524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=6036843018297728524' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/6036843018297728524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/6036843018297728524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/02/fraktalin-icinde-dur-durak-bilmeksizin.html' title='Fraktalin İçinde (?)'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sh6sE7enTLI/AAAAAAAAAME/cEvj9jnrrAc/s72-c/Leyla_farn3.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-7526507632903407962</id><published>2009-02-26T13:48:00.000-08:00</published><updated>2009-05-28T08:15:44.928-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='grunge'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kurt cobain'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='in utero'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='nirvana'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='heart-shaped box'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='baudrillard'/><title type='text'>In Utero</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sh6qj96aFjI/AAAAAAAAAL0/o1Mpn-HMBTo/s1600-h/14765272_dd90d924b2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 345px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sh6qj96aFjI/AAAAAAAAAL0/o1Mpn-HMBTo/s400/14765272_dd90d924b2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340893742999672370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni balık gibi gözlüyor ben güçsüz olduğumda&lt;br /&gt;Senin kalp şeklindeki kutuna kitlendim birkaç haftalığına&lt;br /&gt;Mıktnatıslı katranlı çukur tuzağına düşüverdim&lt;br /&gt;Keşke karardığımda kanserini yiyebilseydim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hey! Bekle! Bir şikayetim daha var&lt;br /&gt;Her zaman minnettarım senin paha biçilmez tavsiyelerine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Et yiyen orkideler daha kimseyi affetmedi&lt;br /&gt;Kestim bir meleğin saçını,bebeğin nefesini&lt;br /&gt;Senin yüceliğinin bekaret zarını yırttım ve kaldım kapkara&lt;br /&gt;Geri tırmanabilmem için göbek bağını parçala&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hey! Bekle! Bir şikayetim daha var&lt;br /&gt;Her zaman minnettarım senin paha biçilmez tavsiyelerine&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurt D. Cobain (Heart-Shaped Box)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Belki de en iyisi in utero (rahim içi) bilinç ameliyatları yapmaktır; yanısıra ironi, eleştiri, zeka ameliyatları. Genelde varoluşun en kırılgan ve en tehlikeli niteliklerine yönelik ameliyatlar. Böylelikle, bilinçdışından da kurtulmuş olurduk; genomun tüm diğer düzensizlikleri gibi o da sökülüp çıkarıldığında gelecek kuşaklar epey rahat ederlerdi kuşkusuz. Bütün bu işlemler için uzmanlaşmış bir Psiko-Genetik Enstitüsü kurmak gerekir; Burç ameliyatlarının yapıldığı Burç Cerrahisi Enstitüsü'nün hemen yanına. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Jean Baudrillard)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-7526507632903407962?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/7526507632903407962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=7526507632903407962' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7526507632903407962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7526507632903407962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/02/in-utero.html' title='In Utero'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sh6qj96aFjI/AAAAAAAAAL0/o1Mpn-HMBTo/s72-c/14765272_dd90d924b2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-5880223657356524919</id><published>2009-02-26T12:58:00.000-08:00</published><updated>2009-02-26T13:02:44.251-08:00</updated><title type='text'>hediye ve hüzün</title><content type='html'>iki sevgili birbirlerine hediye almak istiyorlar ancak ikisinin de böyle bir imkanı yok. kadın, kestane rengi muhteşem saçlarını feda edip adama platinden bir kol saati kayışı alıyor. adam da saatini satarak kadına bağadan yapılmış ve çeşit çeşit taraklarla dolu bir kutu hediye ediyor (baudrilard'dan aktarma).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not:&lt;br /&gt;umut: yeni bir saat alınabilir, muhteşem saçlar bir vakit sonra eskisi gibi uzayabilir. fedakarlık tutkulu aşklarda yaşıyor. yitirdikleri aşkları olsaydı anılardan başka ne kalırdı ki ellerinde... (melek öztürk).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-5880223657356524919?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/5880223657356524919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=5880223657356524919' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5880223657356524919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5880223657356524919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/02/hediye-ve-huzun.html' title='hediye ve hüzün'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-7241880895855908507</id><published>2009-02-26T12:47:00.000-08:00</published><updated>2009-02-26T12:54:36.794-08:00</updated><title type='text'>Edebiyatta Garip Çekiciler</title><content type='html'>Shakespeare’in Hamlet, Macbeth, Fırtına, Othello ve Kral Lear başta olmak üzere tüm yapıtları güçlü krallıkları bir anda yıkıma uğratan kaotik öğelerle ve kaotik kişiliklerle doludur. Bu konuda kaos kuramıyla önemli benzerliklerden biri, garip çekerler denilen ve kaotik bir dizgeyi kendisine çekerek kaotik devinimi başlatan etkenlerin varlığıdır. “Garip Çekerler” kitabında garip çekicilerin yazın alanında roman ve oyun kişilerine de uygulanabileceğini ileri süren Harriett Hawkins, bu kişilerin taşıdıkları kötülük gizilgücüyle son derece etkileyici oluşlarına dikkati çeker. Othello’da Iago, bütün alt üst oluşu yaratan etkendir. Antonius ve Kleopatra’da Roma imparatorları ve generalleri, Kleopatra için ya da hep kaotik bir güç olarak algılanan aşk için, imparatorlukları gözden çıkarır. Oyunun sonunda, gerçek utkunun dünya imparatoru olmak değil, böyle bir kadını sevmiş olmak olduğu duyumsatılır. Macbeth’de cadılar, kralına bağlı cesur Machbet’i bir anda cinayet planları yapan bir alçağa dönüştürür. John Milton’un, Yitirilen Cennet’inde, şiirsel ve etkileyici konuşmasıyla Havva’nın önünde yeni ufuklar açan Şeytan, onu günah işlemeye yönelten bir garip çekicidir.&lt;br /&gt;“Hadi kızlar, bakalım kim beni daha çok seviyor” diyen Kral Lear’in aptallığı ve kardeşlerinin yaltakçılığı karşısında Cordelia’nın dürüstlük gösterip “Hiçbir şey” söylememeye karar vermesi, Desdemona’nın yere düşen mendili, hemen tüm Shakespeare oyunlarında, küçük etkenlerin büyük sonuçlara yol açtığı (kelebek etkisi) çatallanma noktalarıdır. Fırtına oyununda temel öğe olan atmosfer, başlıca kaotik dizgelerden biridir. Batılı aklın, bilimin ve düzenin temsilcisi Prospero ile adanın kaotik doğası ve gerçek kralı Caliban arasındaki çatışma, Fırtına’yı kaos düzen çatışmasının en iyi örneklerinden biri yapar. Bugün sömürgeler ve sömürgeciler arasındaki karşıtlık biçiminde de yorumlanabilen bu oyun, kaosu düzenin tam karşıtı gibi gören anlayışların kölelik ve sömürgeciliği böylesine tartışmasız benimseyebilen insanlığın bugün de aynı kafayı taşıdığı sürece neler yapabileceğini düşündürmesi açısından büyük önem taşır. Oyunun sonunda, “karanlığa ait” olduğunu söylediği Caliban’ı artık kendisine ait olarak gördüğünü söyleyen Prospero, oyun boyunca iyiliği ve kötülüğü, kendi sanatını, kızını, suçlu kardeşini ve Caliban’ı benimseyerek ve düşmanlarını bağışlayarak zenginleşir. Fırtına (türbülans) öğesi Shakespeare’in tüm oyunlarında kaotik gelişmeleri önceler. Macbeth’de cadılar fırtına ve gök gürültüsüyle birlikte ortaya çıkar. Kral Lear, fırtınada açıkta kalınca kendisi gibi acı çeken insanların varlığını düşünür ve yeni bir bilinç düzeyine ulaşır.&lt;br /&gt;Shakespeare’den bir yüzyıl sonra Samuel Johnson gibi akıl çağı İngiliz yazarları onun büyüklüğünü kabul etmek zorunda kalmakla birlikte, oyunlarındaki yapının “düzensiz”, ahlak ve siyasete ilişkin görüşlerinin belirsiz oluşundan yakınırlar. Bütün bir Ortaçağ’a egemen olan bu anlayış ya da doğanın ve insanın kaotik olduğu yolundaki anlatı, Newton’dan sonra değişti. On sekizinci yüzyılda doğa birden düzenli oldu. Deizm’e dönüşen Hristiyanlık, artık doğayı sırları adım adım çözülen, yasaları bulunan ve akıl yoluyla egemenlik altına alınan mükemmel bir makine, bir saat olarak görüyordu. Yüksek mühendis sıfatıyla Tanrı doğayı ve insanı yaratmış ve aradan çekilmişti. İnsan, aklını kullanarak doğadaki yetkin düzenin aynısını kurmakla yükümlüydü. Her sınıf, yerini ve haddini bilecek, bu yasalara uyacak, uymayanlar cezalandırılacak, bu yasaları bilmeyen uygarlaşmamış toplumlara uygarlık götürülecek, yeryüzü düzene sokulacaktı. Bu yeni çağın anahtarı, doğayı ve insanı bir makine olarak gören soğuk bir akıldı.&lt;br /&gt;KAYNAK&lt;br /&gt;Bulutsuz, S., “Kaostan Kaçanlar, Kaosla Coşanlar”, Mantık, Matematik ve Felsefe II. Ulusal Sempozyumu: Kaos, 21-24 Eylül 2004, Assos, Çanakkale&lt;br /&gt;İLGİLİ OKUMALAR&lt;br /&gt;Hawkins, H., “Strange Attractors: Literature, Culture and Chaos Theory”, Hertfordshire, Prentice Hall/Harvester Wheatsheaf, 1995&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://garipcekici.blogspot.com/2007/07/kaotik-edebiyat-ve-sinema.html&lt;br /&gt;http://garipcekici.blogspot.com/&lt;br /&gt;http://apps.facebook.com/blognetworks/blog/garip_%C3%87ekici/&lt;br /&gt;http://www.facebook.com/group.php?gid=28208213542#/note.php?note_id=7340191362&amp;id=686593094&amp;index=43&lt;br /&gt;http://www.facebook.com/s.php?q=kaos+ve+garip+%C3%A7ekici&amp;init=q&amp;sid=970a5b4bee424c90a4b8e22ef48ebd25#/group.php?sid=970a5b4bee424c90a4b8e22ef48ebd25&amp;gid=10552524461&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Notlar: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Yazıyı okuduktan sonra Tanrı gözümde pek bir mütevazı göründü. Yasaları bilmeyen toplumlara uygarlık götürerek dünyayı düzene sokma düşüncesine de bayılırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlığa ya da aydınlığa hangisine ait olursa olsun düzenin bize biçtiği rolümüzü oynuyoruz, bazen Shakespeare’in oyun kişilerinde olduğu gibi. Bazen de Havva oluyoruz, garip çekici şeytanın günaha davet eden şiirsel ve etkileyici konuşmasıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi olmak düzene adapte olmak değildir, ya da kötü olmayı kaos olarak açıklamak. Aşk-iktidar, kölelik-sömürgecilik, iyilik-kötülük, zenginlik-pişmanlık hepsi bağışlamakla çözülseydi dünya şimdi tüm galaksinin tercih ettiği bir gezegen olurdu (Ayla Keskin).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- İnsan farkına vardığı şeyleri daha önceden getirdiği -çocukluğundan beri aşina olduğu- dünyanın ilkelerine göre düzenlemek zorundadır ki kendini yabancı,öteki olarak hissetmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındalığını genişletmek böylece başka doğruların birbirini kesmeden ilerleyebildiği bir garip boylamı anlamak yerine ilkel bir korkuyla kendi içine büzüşür. Diğer dünyalıları kendi küçük dünyasına ikna edebilmesi için herkes için geçerli bir doğru icat etmek durumundadır. Kendi üretebileceği böyle bir doğru varolmadigi için de aczi saklamak adina dışındaki dünyayı yasaklamalıdır. Hayatı sadeleştirme hareketi, gücü kendinde toplama ve ölümüne kadar sürecek bir ölümsüzlük aşkı.. aslında sadelik içinde aranan bir kaostur da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan hayvanlar gibi ilkel adetlerini sürdürse de bazen.. onlardan farklı olarak.. kendiyle de sürekli çelişir. Anlamsiz icinde anlam arayarak (Ebru M. Kayır).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-7241880895855908507?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/7241880895855908507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=7241880895855908507' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7241880895855908507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7241880895855908507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/02/edebiyatta-garip-cekiciler.html' title='Edebiyatta Garip Çekiciler'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-779868203285484666</id><published>2009-02-26T12:41:00.000-08:00</published><updated>2009-02-26T12:44:53.968-08:00</updated><title type='text'>Düzensizliğin Hazzı</title><content type='html'>Giyimde tatlı bir düzensizlik&lt;br /&gt;Giysiye bir çapkınlık verir:&lt;br /&gt;Omuza atılmış ince bir şal&lt;br /&gt;Zarifçe çeler aklı:&lt;br /&gt;Öndeki kırmızı göğüslüğe büyü katar&lt;br /&gt;Yoldan çıkmış o danteller:&lt;br /&gt;Bilekte avare kol ağzı&lt;br /&gt;Ve şaşkın dökülen kurdeleler:&lt;br /&gt;Yürek hoplatan bir dalga (görmeye değer)&lt;br /&gt;Fırtınalı iç etekte:&lt;br /&gt;Aldırışsız ayakkabı bağının &lt;br /&gt;Fiyongunda vahşi bir zarafet:&lt;br /&gt;Daha büyüleyici bu bence&lt;br /&gt;Her parçası düzgün sanattan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Robert Herrick&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-779868203285484666?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/779868203285484666/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=779868203285484666' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/779868203285484666'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/779868203285484666'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/02/duzensizligin-hazz.html' title='Düzensizliğin Hazzı'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-4057718290577450228</id><published>2009-02-26T12:37:00.001-08:00</published><updated>2009-02-26T12:37:49.425-08:00</updated><title type='text'>Amerikan Gecesi</title><content type='html'>Güneye gitti&lt;br /&gt;Ve sınırı geçti&lt;br /&gt;Kaosu ve düzensizliği&lt;br /&gt;Geride&lt;br /&gt;Omuzlarının ardında bırakarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil bir otelde uyandı bir sabah&lt;br /&gt;Yanında guruldayan garip bir yaratıkla&lt;br /&gt;Ter boşalıyordu parlak teninden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes içeride mi?&lt;br /&gt;Tören başlamak üzere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jim Morrison&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-4057718290577450228?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/4057718290577450228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=4057718290577450228' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4057718290577450228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4057718290577450228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/02/amerikan-gecesi.html' title='Amerikan Gecesi'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-2717269826572246191</id><published>2009-02-26T12:30:00.000-08:00</published><updated>2009-10-02T03:44:45.498-07:00</updated><title type='text'>cansıkıntısı, çivi ve tahta - barış safran</title><content type='html'>ne aşırı bir köhnelik, ne de durağan bir kısırdöngü çevirir insanı boşluğa; önemli olan en ardıdır düşüncenin ve farkında olmaktır bunun. hepimiz cansıkıntısından tahtaya çakılmış çiviyizdir doğduğumuzda. bir çoğumuz o tahtadan farklı anlamlar çıkarıyor olsak da tahta yine de bir cansıkıntısının sonucudur. önemli olan en ardıdır tahtanın, tahtanın dışı, dışındaki hava ve havaya çakabilmek çiviyi. işte bu en zorudur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-2717269826572246191?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/2717269826572246191/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=2717269826572246191' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/2717269826572246191'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/2717269826572246191'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/02/cansknts-civi-ve-tahta.html' title='cansıkıntısı, çivi ve tahta - barış safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-555965762112367816</id><published>2009-02-26T12:25:00.001-08:00</published><updated>2011-07-05T05:30:12.012-07:00</updated><title type='text'>Kudret Bey ve Burnu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sax-kgWhHTI/AAAAAAAAAIE/E21QrfscSns/s1600-h/n793920552_5800465_1554.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 271px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sax-kgWhHTI/AAAAAAAAAIE/E21QrfscSns/s400/n793920552_5800465_1554.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308757226387742002" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kudret Bey'in burnundan şimdiye kadar bahsetmedim. Bu, bir ihmal değil, belki hikaye sanatında bir burundan müstakil bir şahsiyet gibi bahsetmenin adet olmaması yüzünden düştüğümüz bir cesaretsizliktir. Vakıa Gogol'da müstakil denebilecek bir burun hikayesi vardır. Fakat o burun sahibinden ayrılır. Kudret Bey'in burnu ise kendisinden hiç ayrılmamış, bütün huysuzluğuna rağmen, belki de dostumuzun irade zaafından faydalanarak, tıpkı hiç anlaşmadan aynı çatı altında yaşayan bir karı koca gibi, çekişe çekişe olsa bile daima beraber yaşamışlardır.&lt;br /&gt;Kudret Bey'in kaşlarının arasından bir küçük kabarıkla başlayan ve gittikçe artan bir hırs ve iştiha ve üstünlük iddiasıyla çehresini evvela iki ayrı kısma ayıran – mütevazi bir burun daima birleştirir – ve sonra da sanki bu ikiliğe dayanarak bu çehrede mutlak bir hüküm süren bu burun, dudakların üstünde küt, bütün hayata ve her nevi yaşama isteğine dargın bir veto gibi birdenbire biterdi. Onun Kudret Bey'in dudakları üzerindeki asılışını görüp de dostumuza acımamak mümkün değildi. Sanki “ben varken sizin konuşmanıza lüzum yoktur..” der gibiydi.&lt;br /&gt;Bilmem söylemeye hacet var mı? Kudret Bey'in burnu hayatında bellibaşlı bir trajedi unsuruydu. Kudret Bey, okuyucularımızın anladığı gibi idealist bir insandı; burnu ise inadına realist, hatta daha büyük bir ihtimalle existentialiste bir burundu. Çünkü existence, yani varlık başlangıcından beri mevcut olan bir şeydir. Bu itibarla Kudret Bey'in Jean Paul Sartre, Jaspers, Gabriel Marcel gibi bu felsefe mektebinin muasır filozoflarından çok evvel doğmuş olması yahut Heidegger ve Kierkegaard gibi onlardan daha evvelkilerini tanımış olmaması, hatta adlarını işitmiş bile olmaması burnunun tam bir existentialiste olmasına bir mani teşkil etmez.&lt;br /&gt;Kaldı ki bu burun, kendisi de hakikaten mevcuttu, yani vardı. Kaç defa? Bunu söylemek güçtür. Bana kalırsa her an vardı. Hiç olmazsa Kudret Bey'in bu fani hayata gözlerini açtığı andan itibaren vardı. Hem de yüzünün dörtte üçünü kaplayacak şekilde, yani bir nevi şiddetle, irade ile, mütaarrız bir şekilde vardı. Ayrıca bahsettiğimiz felsefenin esasını yapan zıddiyetin mekanizması ile Kudret Bey'e bir nevi autrui, yani gayr yahut öbür imiş gibi düşman muamelesi yapardı.&lt;br /&gt;Bununla da kalmazdı, varlığını bütün etrafına ihsas ederdi. Bu belki de iyi bir psikolog olmadığı içindi. Şurasını da söyleyeyim ki Kudret Bey'in burnu burada tamamiyle mazurdur. Çünkü hepimizin bildiği gibi, iyi psikoloji, varlık gibi kendiliğinden ve başlangıçtan mevcut bir şey değildir. O ancak muayyen kaynaklardan öğrendikçe vardır. Hikayemizin geçtiği zamanda ise bu büyük muharririn o kadar hayran olduğumuz eseri henüz tamamlanmış değildi.&lt;br /&gt;Kudret Bey ve burnu olsa olsa Stendhal ve Dostoyevski gibi ikinci derecede psikologları ve sathi bilim adamlarını tanımış olabilirlerdi.&lt;br /&gt;Kudret Bey'in burnu bir muhalefet partisi gibi ebedi bir memnuniyetsizlik havası içinde yaşardı. O, tenkitten hoşlanan bir burundu. Beğenmemek, beğenmediğini göstermek, böylece ehemmiyet kazanmak isterdi. Diğer taraftan hodbin ve istilacı idi. Yukarıda yüzünün dörtte üçünü nasıl kapladığını söylemiştim. Bununla da kalmamış, yaratılışından entrikacı olduğu için bir nevi mevzii anlaşmalarla bu çehrenin diğer uzuvlarını da peşinden sürüklemeye başlamıştı. Kudret Bey'in bazı anlarda insana o kadar kederle bakan o büyük gözleri, hatta hareketli ve gür kaşları hemen hemen onun emrinde idi.&lt;br /&gt;Bununla beraber bir fil hortumu kadar zeki ve marifetli olan, bazı vaziyetlerde şaşılacak kadar intibak kabiliyeti gösteren, çehre ve mana değiştirmesini, icabında kendisini ve düşüncesini gizlemesini bilen bir burundu. Onun kendisine mahsus dikkatleri, iştihaları, tecessüsleri, sezişleri, dargınlıkları, nefret ve sevgileri vardı. Denebilir ki yetiştiği ve şaşırtıcı bir bereketle büyüdüğü dar coğrafya içinde hiç mahpus kalmaz, her fırsatta hayatın sonsuzluğuna doğru uzanırdı. &lt;br /&gt;Bütün bunlar, asıl Kudret Bey'in o kadar mahrum olduğu meziyetlerdi ki, bazan dostumun herhangi bir meclise, mühimce bir davete, mukadderatının halledileceği bir yere kendi yerine burnunu göndermemesine şaşardım.&lt;br /&gt;Ah Kudret Bey, sizin yerinize burnunuz göre, konuşsa, teklif etse hayatınız böyle mi olurdu hiç! Belki etrafınıza sizi o kadar sevdiren birçok şirin hallerinizi kaybederdiniz, fakat neler, neler kazanırdınız!.. Hiç olmazsa onun ihanetinden kurtulurdunuz. Bu ihanet sizi kaç defa müşkül, tahammülü imkansız vaziyetlere soktu? Kayınbiraderlerinizle olan davalarınızı, her şeyi kendisine bırakmadınız, ilk nasihatlerini dinlemediniz diye size darıldığı için kaybetmediniz mi? Torino'dan dönüşünüzde, sizden o kadar genç olan Muhlis Bey'in verdiği tavsiye ile Talat Paşa'ya iş istemek için gittiğimiz zaman, bu nüfuzlu nazıra derdinizi anlatacağınız yerde burnunuzla kavga etmeseydiniz muhakkak o gün bir sefirlik elde ederdiniz. Burada da kabahat sizindir. O size sadece mütevazi olmanızı, az konuşmanızı tavsiye etmişti. Halbuki siz kalktınız, ona inat olsun diye muhalefetin hukukunu müdafaa ettiniz, ancak sokakta bir mitingde verilecek nutuklara giriştiniz! Bakınız Kudret Bey, son İstanbul Meclis-i Mebusanı'ndaki hayatınız için bunu söyleyemem. Burada kabahat bir bakıma göre tamamen burnunuzundur. Onu iyiden iyiye darıltmıştınız. Onun için o kadar kibirli, etrafa aldırmaz bir tavır takındı. Hemen hemen herkesi ve her şeyi tenkit etti. Sizi sevimsiz bir insan yaptı. Halbuki siz ağzınızı bile açmamıştınız. O kadar ki dışarıdan hayatınızı göz önünde tutanlar sizi birdenbire dilini yutmuş sandılar. Ne çıkar! Burnunuz sizin yerinize konuşuyordu. O kadar çok konuşuyordu ki siz ağzınızı açmadığınız halde etrafınız sizi adeta bir geveze, bir laf ebesi, her şeye itiraz eden bir adam addetmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;Buna mukabil hususi hayatınızda burnunuz sizi daima korumak istedi. İlk evlenmenize tek itiraz eden o idi. Her gün “Yapma Kudret'çiğim, vazgeç bu işten! Ben arken seni hiçbir kadın beğenmez!” diye tekrarladı. Fakat siz dinlemediniz! Sakine Hanım'la evlenmek sevdasına düştüğünüz zaman yine burnunuz sizi bu sevdadan vazgeçmeye davet etti. “Olmaz!.. Olmaz!.. Seni beğenmez.” dedi. Fakat siz bu izdivacın hayatınıza getireceği rahatlığı düşünüyordunuz; onun için kulak asmadınız! Nihayet işte gördünüz. Siz onunla evlenmek isterken o size belki de alay etmek ve haddinizi bildirmek için bu Hollandalı kadını teklif etti.&lt;br /&gt;Burada da burnunuz hakikati sizden çok evvel keşfetti. Aksi takdirde, sabahleyin onu bu ziyarete razı etmek için o kadar sıkıntı çekmez, o kadar yalvarmazdınız. Gelirken her aynanın önünde duruşunuzun sebebi biraz da bu değil mi idi? Acaba ne yapıyor? Ne haldedir? Yine itiraz mı ediyor? Bana verdiği sözü tutacak mı? Yoksa beni yine herkesin karşısında maskara mı edecek? Diye merak ettiğiniz için o aynalara bakmıyor muydunuz?&lt;br /&gt;Bütün bunlar başınıza niçin geldi, biliyorsunuz değil mi? Çünkü burnunuza layık olduğu hürmeti ve itibarı göstermediniz. Onu beğenmediniz, gereği gibi benimsemediniz! Bir insan her şeyden evvel burnuyla anlaşmalıdır. Öbür işler çok sonraya kalır. Burun dışarı hayatın anahtarıdır. Dargın bir burun şahsiyeti dağıtır, yok eder. Halbuki siz burnunuzu kaba, çirkin, kibirli, kıskanç, dedikoducu ve fazla rahatsız edici buldunuz! Kaç defa yolda yürürken onu düşürmeye, hatta yanlışlıkla bir yerde unutmaya çalıştınız.&lt;br /&gt;Sizinki kadar zeki, görmüş geçirmiş, üstelik vesveseli bir burun bunu elbette farkeder. Elbette kendisini bu kadar istemeyen, estetik zevklerine uygun bulmayan, hor ve hakir gören, işlerden uzak tutmaya çalışan sahibine düşman olur. Hiç insan burnunu işlerinden uzak tutabilir mi? Yemek için kepçe ne ise, iş için de burun odur. Hatta becerikli bir burun kendi işlerini alelacele gördükten sonra yedi mahalle ötesine yardıma bile gider. Bir burnu işe karışmaktan alıkoymağa çalışmak, tabiat kanunlarına isyandan başka nedir? &lt;br /&gt;Veyl o fanilere ki, burunlarını sadece bir süs addederler! İşte siz bunu yaptınız Kudret Bey! Onun için burnunuz hayatınızı alt üst etti, bazan size en münasebetsiz nasihatler verdi, bazan aldattı, bazan açıkça insanları düşman etti, hulasa işlerinizi bozdu.&lt;br /&gt;Bununla beraber Kudret Bey'in bazan burnu ile tam bir uyuşma ve anlaşma içinde yaşadığı olurdu. Bugün işte bu nadir günlerden biriydi. Onun için bu zeki burun hepimizin kalbini fethetti. Bize çok küçük, çok ölçülü kımıldanışlar, yer değiştirmelerle, her türlü çehre farkının üstünden sahiplerine benzeyen bir yığın karikatürler çizdi, mimikler ve taklitler yaptı.&lt;br /&gt;O gün bir defa daha anladım ki, aktörlük sanatı evvela burunla başlar. Büyük komedyenlere bakın, daima burun hususiyeti görürsünüz. Kudret Bey'in o günkü muvaffakiyeti ve mesul olmadığı suçlarını Sakine Hanım'a affettirmesi, hiç istemeden genç ecnebi kadınını kendisine o kadar bağlaması hep bu zeki burnun marifetleriyle, uğraşlarıyla oldu.&lt;br /&gt;Filhakika o günden sonra, Bettina, küçük grubumuzdan hemen hemen hiç ayrılmadı. Hele Kudret Bey'i, bir gölge gibi takip etti. Onu bahtsız, biçare anlarında teselli etti. Fakat bunlar daha ileride okuyucularımızın kendi gözleriyle görecekleri şeylerdir.&lt;br /&gt;Evet, o günkü sohbetimizin bütün lezzetini Kudret Bey'in burnunun bu uysallığına borçluyuz. Bununla beraber çok izzetinefis sahibi olduğu için oyuna tam girmiyordu. Ne olsa, Kudret Bey'e yapılan muamele kendisine de yapılmış demekti. O yüzden kendisinden istenen iş biter bitmez aradan çekiliyor, Kudret Bey'in alnı ile dudakları arasındaki tahtından etrafa, çok müstağni, her şeyden uzak bakışlarla bakıyor, Sakine Hanım'ı, ve hazzından kendinden geçen muhibbesini kibirli kibirli seyrediyordu. &lt;br /&gt;Bu hal, bizi çıldırtıyor ve kahkahalarımızı artırıyordu.&lt;br /&gt;Nihayet Kudret Bey, bugün için bu kadar yorgunluğu kafi görmüş olacak ki, izin alarak evden çıktık..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sax-L0XbupI/AAAAAAAAAH8/XMNfLJFdLIo/s1600-h/IMG0311A.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 176px; height: 220px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sax-L0XbupI/AAAAAAAAAH8/XMNfLJFdLIo/s400/IMG0311A.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308756802263562898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ahmet Hamdi Tanpınar – Sahnenin Dışındakiler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Cyrano de Bergerac'ın yazarı, Edmond Eugène Alexis Rostand (d. 1 Nisan 1868 - ö. 2 Aralık 1918) Fransız şair ve tiyatrocu. 1901'de Fransız Akademisi'ne (Académie française) giren en genç yazar unvanını kazanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni-romantizm (neo-Romantizm) ile ilişkilendirilen Rostand, özellikle Cyrano de Bergerac isimli oyunuyla ünlenmiştir. Rostand'ın oyunları 19. yüzyıldaki popüler doğalcı (natüralistik) tiyatroya romantik bir alternatif sunmuştur. Rostand 1918'deki büyük grip salgını sonucu vefat etmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-555965762112367816?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/555965762112367816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=555965762112367816' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/555965762112367816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/555965762112367816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/02/kudret-bey-ve-burnu.html' title='Kudret Bey ve Burnu'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sax-kgWhHTI/AAAAAAAAAIE/E21QrfscSns/s72-c/n793920552_5800465_1554.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-5333317924229972183</id><published>2009-01-27T16:59:00.000-08:00</published><updated>2009-12-31T19:29:48.686-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='affedilmeyen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='chaos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mavi melek'/><title type='text'>Affedilmeyenler - Chaos</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sax0jUmcsdI/AAAAAAAAAH0/YLSIc48zQXQ/s1600-h/smoke.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 364px; height: 199px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sax0jUmcsdI/AAAAAAAAAH0/YLSIc48zQXQ/s400/smoke.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308746210937188818" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://mavimelek.com/"&gt;Mavi Melek Edebiyat Kültür Sanat Dergisi&lt;/a&gt;'nden&lt;br /&gt;(www.mavimelek.com)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler ufukların ötesinde öyle bir yerde büyüdük,&lt;br /&gt;Mucize ve hayallerin dünyasında.&lt;br /&gt;Düşüncelerimiz sınırsız ve çerçevesizdi,&lt;br /&gt;Geçmişimiz yoktu mutlak geleceğimizden başka,&lt;br /&gt;O da çizilmemiş sınırlanmamış biraz hayale yakın&lt;br /&gt;Gerçekten uzak sevgi gibi aşk gibi kavga gibi,&lt;br /&gt;Var olmayışın oluşuydu bizimki tenle etle.&lt;br /&gt;Gözlerimiz vardı bizim çocuk kalbiyle yoğrulmuş,&lt;br /&gt;Ellerimiz vardı seslerden öte,&lt;br /&gt;Hayallerimiz vardı göz yaşlarından esinlenilmiş,&lt;br /&gt;Ölümlerimiz vardı çığlık çığlığa&lt;br /&gt;Savaşmadan direnmeden öldük biz.&lt;br /&gt;Doğumlarımız... ana rahminden çıkışlarımız&lt;br /&gt;Çılgınca, yırtarcasına, terle, kanla, coşkuyla&lt;br /&gt;Vazgeçmeden doğarken ölmemek için,&lt;br /&gt;Sevişmelerimiz vardı dokunmadan&lt;br /&gt;Zamansız, sözsüz, düşüncesiz&lt;br /&gt;Öylesine savrulup gelen, gitmeyecekmiş gibi görünen.&lt;br /&gt;Affedilmeyenlerdik biz şarkıları ezbere bilen&lt;br /&gt;Canlıyı öldürmeyip onu doğuran&lt;br /&gt;Yaşamı tanrıdan çalan hep bizdik &lt;br /&gt;Affedilmeyenler hep bizdik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://mavimelek.com/unforgiving.htm&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-5333317924229972183?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/5333317924229972183/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=5333317924229972183' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5333317924229972183'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/5333317924229972183'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/01/affedilmeyenler-chaos.html' title='Affedilmeyenler - Chaos'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Sax0jUmcsdI/AAAAAAAAAH0/YLSIc48zQXQ/s72-c/smoke.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-4022109668472115870</id><published>2009-01-16T20:38:00.000-08:00</published><updated>2009-09-08T02:22:51.692-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futuristika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeraltı edebiyatı'/><title type='text'>BLOODY MARY - Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.futuristika.org"&gt;Futuristika Enteresan Mevzular Dergisi&lt;/a&gt;'nden&lt;br /&gt;(www.futuristika.org)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayABbswU9I/AAAAAAAAAIU/kNSDvxFw2BA/s1600-h/bloodymary2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 226px; height: 348px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayABbswU9I/AAAAAAAAAIU/kNSDvxFw2BA/s400/bloodymary2.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308758822866670546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan kardeş değil, kanla kardeş ol&lt;br /&gt;Boşuna yalan söyleme kendine&lt;br /&gt;Umut yok&lt;br /&gt;Avunmaya çalışma&lt;br /&gt;Kanla yaz&lt;br /&gt;Kanla yaz ismini duvara&lt;br /&gt;Göreceksin ki kan ruhtur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an için çık hayatından&lt;br /&gt;Bekle ve kana&lt;br /&gt;Gözün yok ve hiçbir şey görmezsin&lt;br /&gt;Dalgalan ve tükür ona, paçavralar, ölü hücreler arasında&lt;br /&gt;Yırt ve parçala saflığı, sulandırılmış&lt;br /&gt;Kurtar ve özgür kıl&lt;br /&gt;Narin dalların fidanlığında&lt;br /&gt;-ki orası son barınağım, kırık ev-&lt;br /&gt;Sar ve zarar ver&lt;br /&gt;Dün de yok, yarın da&lt;br /&gt;Sonsuz bir şimdi içinde&lt;br /&gt;Kanla!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan kardeş değil, kanla kardeş ol&lt;br /&gt;Boşuna anlatmaya çalışma insanlara &lt;br /&gt;Hoşgörü yok&lt;br /&gt;Sadece boşluk&lt;br /&gt;Kanla yaz&lt;br /&gt;Kanla yaz ismini katilinin&lt;br /&gt;Akan kanının gücüyle yaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntikam ve yalanlar asla yetmez&lt;br /&gt;Uzağa fırlatılmış çocukların korktuğu yerde&lt;br /&gt;Göğün yok ve hiçbir şeyi görmezsin&lt;br /&gt;Yakutun gözlerinin içine bak, kızgın ve ateşli&lt;br /&gt;Yanmış bir dünyanın masalları, ah! Hatalı&lt;br /&gt;Yalnız geceleri dışarı çıkarlar (nereye?)&lt;br /&gt;Sevmeye değenlerin ölmeye değmeyeceğini anla&lt;br /&gt;Tek kaybolan sen değilsin elbet&lt;br /&gt;Ama diğerlerini bulmayı umma&lt;br /&gt;Uyuma, çünkü sabah yalanlar kalacak sana&lt;br /&gt;Uykunun hükümranlığında, kanla!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Melekler ve böcekler arasında&lt;br /&gt;-sen- kaba, insafsız bir cinssin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılar içinde en çok&lt;br /&gt;Kanla yazılanı seversin&lt;br /&gt;Ama korkarsın yara almaktan&lt;br /&gt;Böyle bir meydan savaşında&lt;br /&gt;Kanla!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Safran&lt;br /&gt;24.02.2009&lt;br /&gt;http://www.futuristika.org/2009/02/24/bloody-mary/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-4022109668472115870?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/4022109668472115870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=4022109668472115870' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4022109668472115870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/4022109668472115870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/01/bloody-mary.html' title='BLOODY MARY - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayABbswU9I/AAAAAAAAAIU/kNSDvxFw2BA/s72-c/bloodymary2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-6552801252534591507</id><published>2009-01-16T11:39:00.000-08:00</published><updated>2010-02-20T10:29:02.107-08:00</updated><title type='text'>İŞBAŞI - Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S4App-tZG2I/AAAAAAAAATc/CU_yKC4ka60/s1600-h/untitled3.bmp"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 290px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S4App-tZG2I/AAAAAAAAATc/CU_yKC4ka60/s400/untitled3.bmp" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440394151048321890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kolyelerimi çıkardım&lt;br /&gt;Gümüş&lt;br /&gt;Saçımı, sakalımı kestirdim&lt;br /&gt;Kirli&lt;br /&gt;Gömleklerimi çöpe attım&lt;br /&gt;Siyah&lt;br /&gt;Pantolonlarımı dostlara verdim&lt;br /&gt;Yırtık&lt;br /&gt;Kanımla bir şiir yazdım&lt;br /&gt;Düş yorgunu&lt;br /&gt;Bağıra çağıra okudum&lt;br /&gt;Sesimden utanmadan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;em&gt;Neden yalnızca çocuklar rüyalarında uçarlar&lt;br /&gt; Ya da aynalardan başka dünyalara geçerler hayallerinde&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hayatımı çöpe attım.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-6552801252534591507?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/6552801252534591507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=6552801252534591507' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/6552801252534591507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/6552801252534591507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2009/01/ibai.html' title='İŞBAŞI - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/S4App-tZG2I/AAAAAAAAATc/CU_yKC4ka60/s72-c/untitled3.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-8017127387771146111</id><published>2008-09-04T14:57:00.000-07:00</published><updated>2009-10-02T03:45:25.412-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futuristika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeraltı edebiyatı'/><title type='text'>aşk... - barış safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.futuristika.org/2009/03/11/ask/"&gt;Futuristika Enteresan Mevzular Dergisi&lt;/a&gt;'nden (www.futuristika.org)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"müge'ye"&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öyle bir kadındı ki&lt;br /&gt;onu gördüğümde&lt;br /&gt;Platon'un idealar dünyasındaki&lt;br /&gt;özgün kopyayla karşılaştığımı anlamıştım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;03.11.2009&lt;br /&gt;http://www.futuristika.org/2009/03/11/ask/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-8017127387771146111?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/8017127387771146111/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=8017127387771146111' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8017127387771146111'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8017127387771146111'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2008/09/ak.html' title='aşk... - barış safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-8695007812786184310</id><published>2008-02-09T09:17:00.000-08:00</published><updated>2009-11-06T14:21:09.501-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futuristika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sistem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='genesis'/><title type='text'>Genesis - Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.futuristika.org/"&gt;Futuristika Enteresan Mevzular Dergisi&lt;/a&gt;'nden&lt;br /&gt;(www.futuristika.org)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayA0T4fh6I/AAAAAAAAAIc/D8GEgqvPRG4/s1600-h/genesis.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 150px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayA0T4fh6I/AAAAAAAAAIc/D8GEgqvPRG4/s400/genesis.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308759696941746082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrende yalnızdım seni bulana kadar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok olan bir ırkın son örnekleriyiz, insan..&lt;br /&gt;Bizi koruyup çoğaltmaları gerek, ama sistem insan ırkının yok olmasına yol açıyor..&lt;br /&gt;Hemen üremeliyiz!.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müge -Maria- Işık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02.03.2009&lt;br /&gt;http://www.futuristika.org/2009/03/02/genesis/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-8695007812786184310?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/8695007812786184310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=8695007812786184310' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8695007812786184310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8695007812786184310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2008/02/genesis.html' title='Genesis - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayA0T4fh6I/AAAAAAAAAIc/D8GEgqvPRG4/s72-c/genesis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-1310955198859662480</id><published>2008-01-10T09:53:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T09:56:51.515-08:00</updated><title type='text'>GÖRÜNMEZ CANAVARLAR</title><content type='html'>Orijinal olan her şeyden soyutlanmış yüzlerce nesil; doğruya doğru, hepimiz öyle değil miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tamamen ayna, ayna söyle bana durumu çünkü aynen paranın iktidar unsuru olması gibi, aynen silahın iktidar unsuru olması gibi, güzellik de bir iktidar unsurudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kimse size bakmıyorken, insanları delip geçene dek süzebilirsiniz. Bakışınızı yakalayacağı için asla o kadar uzun bakamayacağınızdan normalde göremeyeceğiniz detayları yakalarsınız, bu, bu da sizin intikamınız olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kötü kalpli kraliçe, Pamuk Prenses’in oyununu oynadığı için salağın tekiydi. Belli bir yaştan sonra kadınların farklı iktidar alanlarına kaymaları gerekir. Örneğin para. Ya da silah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Üstelik kimileri için anında, kimileri için yavaş yavaş olsun, ister kazayla, ister temkinli davranarak olsun, eninde sonunda hepimiz kötürüm kalıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Rahibe Katherine alyans takan rahibelerdendi. Ve evli insanlar hep cevabın aşk olduğunu sanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Evie güzel insanların asla birlikte olmamaları gerektiğini söyler. Çünkü birlikte olduklarında yeterince ilgi çekemezlermiş. Evie’ye göre iki güzel insan bir araya gelince, güzellik standartı tamamen değişir. Evie, bunu hissedebilirsin der. İkiniz de güzelseniz, ikiniz birden güzel değilsinizdir. Birlikte, bir çift olunca, parçalarınızın toplamından daha değersiz olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* izleyici olmadan histeri krizi geçirmek imkansızdır. İnsanın kendi başına paniğe kapılması, boş bir odada kendi kendine gülme krizine tutulmasıyla aynıdır. İnsan kendini gerçekten aptal hisseder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* ve bazen sakat kalmak insanın lehine olabilir. Vücutlarına halkalar takan, dövme yaptıran, tenini dağlayan, derisini kazıyan bütün o insanları düşünün..sonuçta o ya da bu şekilde dikkat çekiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* “Gündüz yayınlanan dramaları izlersen,” diyor bana Seth, “herkesi kısa süreliğine ziyaret etmiş gibi olursun. Her kanalda ayrı bir hayat var ve neredeyse saat başı hayatlar değişiyor. Aynen internetteki canlı videolar gibi. Onlar farkında olmasa da, sen bütün dünyayı gözetleyebilirsin.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yarışmalar, eğitimimizden geriye kalan rasgele ve değersiz gerçekler hakkında kendimizi daha iyi hissetmemiz için düzenlenirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gelecek ne zaman vaat olmaktan çıkıp bir tehdit unsuru haline geldi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ancak ve ancak bu gezegeni yiyip bitirdikten sonra Tanrı bize yenisini verecek. Yarattıklarımızdan çok yok ettiklerimizle hatırlanacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hepimiz kendimizin gübresiyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kimden nefret edeceğimizi bilemediğimiz zaman kendimizden nefret ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Kendinizi sürekli olarak dönüştürüp kullanışlı hale getirmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sevdiğiniz ve sizi seven kişi asla ve asla aynı kişi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dış dünyayla başa çıkmak istiyorsan, Bayan St. Patience, insanların yüzünü görmesine izin vermeyeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İyi bir peçe evde oturmak kadar iyidir, diyor Brandy. Dünyadan soyutlanmış. Mahrem. Sarı bir şifon atıyor havaya. Kırmızı desenli bir naylonu üzerimde düzeltiyor. Dip dibe yaşayan insanların bir bakışta sizinle ilgili her şeyi bildiği dünyamızda, iyi bir peçe sizin için film çekilmiş limuzin camı görevi görebilir. Yüzünüz için listede olmayan bir numara olabilir. İyi bir peçenin arkasına saklandığınızda herhangi biri olabilirsiniz. Bir film yıldızı. Bir aziz. İyi bir peçe şöyle der: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz Adamakıllı Tanıştırılmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç numaralı kutudan çıkan ödül gibisinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanımefendi veya kaplansınızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Oh, zavallı kalbimi parçalayabilmeyi isterdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İnsanlar bir şeyleri bilmemeye de dayanamazlar diyor Brandy. Özellikle de erkekler her dağa tırmanmak, her yerin haritasını çıkarmak isterler. Her şeyi etiketlemek. Her ağaca işerler ve sonra da bir daha asla aramazlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Moda olan ürünler çirkinleştikçe, onları daha güzel gösterebilmek için daha beter yerlerde poz vermek zorunda kalıyoruz. Araba mezarlıkları. Mezbahalar. Lağım arıtma tesisleri. Kıyaslandığında daha iyi görünmek için kendine çirkin nedime seçme taktiğinin aynısı. Industry blucinleri için çekim yapsaydık, ölüleri öperken poz vermemiz gerekeceğinden eminim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* hemen her seferinde kendinize birini sevdiğinizi söylersiniz ama aslında onu sadece kullanıyorsunuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sadece aşk gibi görünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yalnızca bebek maması yiyebiliyorum. En yakın arkadaşım nişanlımı ayarttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişanlım az kalsın beni bıçaklayarak öldürecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir evi ateşe verdim ve bütün gece masum insanlara silah doğrulttum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefret ettiğim ağabeyim rolümü çalmak için öldüğü yerden dirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben görünmez canavarım ve kimseyi sevemiyorum. Hangisi kötü siz karar verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* “Normal değilim ama gay de değilim” diyor. “Biseksüel değilim. Etiketlerin dışında bir şey istiyorum. Tüm hayatımın tek bir kelimeyle anlatılabilmesini istemiyorum. Bir hikayeden ibaret olmasını. Bilinmeyen bir şey bulmak istiyorum, haritada olmayan bir yer gibi. Gerçek bir macera istiyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Doğumunuz, hayatınız boyunca düzeltmeye çalıştığınız bir hatadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;chuck palahniuk tan&lt;br /&gt;muge maria ışık&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-1310955198859662480?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/1310955198859662480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=1310955198859662480' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/1310955198859662480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/1310955198859662480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2008/01/grnmez-canavarlar.html' title='GÖRÜNMEZ CANAVARLAR'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-1609643505991861629</id><published>2007-12-21T14:36:00.000-08:00</published><updated>2007-12-21T14:39:03.449-08:00</updated><title type='text'>.....</title><content type='html'>Maria'yı görmek için içeri girdim&lt;br /&gt;saldırırlar mı dersin, diye sordu,&lt;br /&gt;nehri geçerler mi sence?&lt;br /&gt;ölmekten mi korkuyorsun, dedim,&lt;br /&gt;kim korkmaz ki? dedi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buck&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-1609643505991861629?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/1609643505991861629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=1609643505991861629' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/1609643505991861629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/1609643505991861629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2007/12/blog-post.html' title='.....'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-9153853158357362885</id><published>2007-10-21T07:13:00.001-07:00</published><updated>2007-10-21T07:15:56.972-07:00</updated><title type='text'>Nihilist Manifesto</title><content type='html'>1. Yaşadığın hayatı sevmek için bir sebep bulamıyorsan yaşadığın hayatı seviyormuş gibi yapma.&lt;br /&gt;2. İnsanların ezici çoğunluğu asla düşünmez, düşünenler de asla ezici çoğunluk olmaz. Ayrımı gör! Tarafını seç!&lt;br /&gt;3. Tarafını seçemiyorsan bari sadece yaşa, hırslarından arın; bir su yosunu ya da yaban otu ol.&lt;br /&gt;4. Cevaplarıyla ilgilenmediğin sorular sorma.&lt;br /&gt;5. Hayatta başarmak için yeteneğin ya da sebebin yoksa uğraşma boşuna, bir şey olmakla yetin. Sahip olma, sadece ol!&lt;br /&gt;6. Bir şey olmak için yeteneğin ya da sebebin yoksa sadece var olmakla yetin. Bir şey olma, sadece var ol! &lt;br /&gt;7. Var olmak için yeteneğin ya da geçerli bir sebebin yoksa sadece tahammül et hayata.&lt;br /&gt;8. Toplum ile benlik arasında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asma köprü varsa umutsuzca ikisini bağlamaya çabalamak yerine pekâlâ asma köprüyü yakıp topluma veda etmek suretiyle ebediyen benliğin tarafında kalabilirsin. &lt;br /&gt;9. İçerideki uçurum seni dışarıdaki dünyadan daha çok heyecanlandırıyorsa pekâlâ içine, yani kendi zihnine düşebilirsin.&lt;br /&gt;10. Sevdiğin bir arkadaş bulursan eninde sonunda hepimizin var oluşsal açıdan yalnız olduğunu, sonsuz yalnızlığın er ya da geç en beklenmedik arkadaşlıklara bile galebe çalacağını unutacak kadar alışmaya kalkma ona.&lt;br /&gt;11. Önceki maddeyi unutacak kadar alıştığın bir arkadaş bulsan dahi hayatın başka başka alanlarında seni hezimete uğratabileceği gerçeğini asla gözdem kaçırma. En iyi arkadaş dahi zor durumda bırakabilir seni. Doğumda ve ölümde olduğu gibi tavlada da yalnızız.&lt;br /&gt;12. Şu hayatta ne yaparsan yap, sakın ola anneni değiştirmeye çalışma. Annenle kurduğun yahut kuramadığın ilişkiyi de değiştirmeye çalışma zira bu girişim ancak hüsranla sonuçlanır. Sadece kabul et ve razı ol. Eğer sadece kabul edip razı olamıyorsan başa dön, ilk maddeye tekrar bak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif Şafak "Baba ve Piç"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-9153853158357362885?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/9153853158357362885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=9153853158357362885' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/9153853158357362885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/9153853158357362885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2007/10/nihilist-manifesto_21.html' title='Nihilist Manifesto'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-1654089590833426024</id><published>2007-10-05T15:17:00.000-07:00</published><updated>2008-12-10T20:47:53.198-08:00</updated><title type='text'>Sahip olmak istediklerin sana sahip olurlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Rwa4Zbfod5I/AAAAAAAAADY/SWkK3AwcjIU/s1600-h/ads%C4%B1z.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Rwa4Zbfod5I/AAAAAAAAADY/SWkK3AwcjIU/s400/ads%C4%B1z.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117980773569820562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-1654089590833426024?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/1654089590833426024/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=1654089590833426024' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/1654089590833426024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/1654089590833426024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2007/10/sahip-olmak-istediklerin-sana-sahip.html' title='Sahip olmak istediklerin sana sahip olurlar'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/Rwa4Zbfod5I/AAAAAAAAADY/SWkK3AwcjIU/s72-c/ads%C4%B1z.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-384662014221606192</id><published>2007-10-01T10:27:00.000-07:00</published><updated>2007-10-01T10:29:04.437-07:00</updated><title type='text'>Baskı</title><content type='html'>Evde aile baskısı,&lt;br /&gt;Dışarda mahalle baskısı,&lt;br /&gt;Okulda patates baskısı (hala var mı acaba? :) )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-384662014221606192?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/384662014221606192/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=384662014221606192' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/384662014221606192'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/384662014221606192'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2007/10/bask.html' title='Baskı'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-8232724528157218799</id><published>2007-09-24T05:55:00.000-07:00</published><updated>2009-01-02T18:58:43.566-08:00</updated><title type='text'>VARLIGIMIZI GENISLETME ISTEGI UZERINE</title><content type='html'>"Cevaplamam gereken ilk soru neden varlığımızı genişletmeyi dilememizdir. Biz, kendimizden fazlasını istiyoruz. Her birimiz doğal olarak tüm dünyaya kendimize özgü perspektif ve seçicilikle ayrı pencerelerden bakıyoruz.&lt;br /&gt;....&lt;br /&gt;Başka gözlerle görmek, başka hayal gücüyle hayal etmek, başka kalplerle hissetmek isteriz, hala kendimizken. Yeni pencereler arzularız. Tanrının sözü olarak edebiyat,böyle pencereler dizisidir. Büyük bir eseri okuduktan sonra eserin dışında hissedebiliriz. Ya da esere sızabilmişizdir; salyongozun içi keşfedilmiştir artık.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;Bir şeyleri anlamaya çalışırken olguların kendi gerçeklikleri namına onların bizim için ifade ettiklerini reddederiz. Her bir eylemin ilk etkisi öznenin devamını sağlamak, onu zeginleştirmektir. İkinci etki ise, benliğin dışına çıkarak, onun ayrıklığını, yalnızlığını, gidermektir. Açıkça bu sores benliğimizin genişlemesi veya geçici olarak yok edilmesi olarak açıklanabilir. Fakat bu eski bir ikilemdir: ?hayatını kaybeden onu kurtaracaktır?."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C.S.Lewis&lt;br /&gt;An Experiment In Criticism (1961) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimizin sınırları o kadar hissedilemezde ki! Gerçekten de bir sınırın olup olmadığını bile bilmiyoruz.bir anlığına dahi olsa o yükseklikleri , &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o derinlikleri algılayışımızda bile bir sarhoşluk sarıyor heryerimizi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında “istemden” bahsetmek -kendimizden fazlasını istemek bağlamında- sürece bir zorunluluk katıyor gibi. Bir istemden &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bahsedilecekse de istemin “kendiliğindenliği ve rastlantısallığından” söz açmak daha bir uygundur -sürecin gerçekleşme hızından dolayı- &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okur bu süreci hissedebiliyor,size karşı ne kadar önyargısız ve samimi ise o kadar yaklaşıyor ve ortadaki ürünün görünüşlerini,kalp atışlarını yanındaymışçasına duyabiliyor. Hatta ve hatta kendi kalbiyle yer değiştirip kan dolaşımını kelimeler içinden tekrar beynine sevkediyor! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimelerle kanın ortak kırmızılığında;                                      &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              bir ölümlünün kendini tanrıya yok dedirtmesi * &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* E.Cansever &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLGİLİ YAZILAR&lt;br /&gt;&lt;a href="http://garipcekici.blogspot.com/2007/06/akn-trblans-ve-kaos.html"&gt;Aşkın Türbülansı ve Garip Çekici - Barış Safran&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://garipcekici.blogspot.com/2007/05/hilikte-olaslktan-baka-bir-ey-deiliz.html"&gt;Hiçlikte olasılıktan başka birşey değiliz!- Barış Safran&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://garipcekici.blogspot.com/2007/09/schrdingerin-kedisi.html"&gt;Schrödinger'in Kedisi - Barış Safran&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-8232724528157218799?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/8232724528157218799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=8232724528157218799' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8232724528157218799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8232724528157218799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2007/09/varlmz-geniletme-istei-zerine.html' title='VARLIGIMIZI GENISLETME ISTEGI UZERINE'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-959200505251725926</id><published>2007-09-20T05:52:00.000-07:00</published><updated>2007-09-21T04:46:55.732-07:00</updated><title type='text'>Dünyanın Frenleri Yanıyor</title><content type='html'>Teknoloji, modern zamanlara hükmediyor. İnsanın zekasıyla yaptıkları, evreni bulanık, belirsiz bir kabusa dönüştürüyor. Duygular, gelişimin eziciliği ve teknolojinin kulakları sağır eden metalik çığlıkları altında boyut değiştiriyor. Ruhlar mekanikleşirken, sapkın istekler naifliği sessizce yakıyor. Hakikati ve geçmişi umarsızca göz ardı eden modern teknoloji, termonükleer bir gelecek yaratmaya bileniyor. İnsan zihnini, uydurma olaylar reklamcılığı, politika, bilim ve pornografiyle kuşatarak modern çağın hilkat garibelerini, gudubet siyam ikizlerini; seks ve paranoya çılgınlığını yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaz pedalı sonuna kadar köklenmiş, ibresi kadranı zorlayan ve lastiklerinden yanık kokuları gelen dünya, insanları tehlikeli bir yolculuğa sürüyor. Yaratılan düzen, yaratanları ele geçirerek hız limitlerini deliyor. Ruhlarının yetişemediği bedenler bilinçaltlarındaki zebanilerle tanışıyor. Zekanın kışkırttığı ve beslediği teknoloji sapkın canavarlar, firar etmeye hazırlanıyor. Teknolojinin dünya katkısı, bireyi klonlayarak aynı zaman biriminde farklı kimliklere büründürebilmesi, artık herkes tasarladığı kişi ve kişiler.. orijinal benlikler, teknoloji hapishanesinde tutsaklar… Teknoloji bilinçaltlarına tüm metalik kordonlarıyla yapışarak modern gezegeni kurduruyor tutsak insanlara.. Modern, hızlı, metalik ve yalnız gezegeni.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern dünyada kurguya gerek yok, kurgu zaten önümüzde. Bir insanın tüm yaşamını kariyer planlaması adı altında kesen, biçen, kurgulayan şirketler bile var. Artık dünya insanın yaşam alanı değil, insan, teknolojinin fethettiği dünyanın besin kaynağı, sabah kahvaltısı, öğlen, akşam yemeği.. İnsan artık iyi cilalanmış güzel kokan bir yemden ibaret… İnsan artık modern dünyanın yaşayabilmesi ve gelişebilmesi adına ömrünü verecek bir yakıt maddesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ballard'dan..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-959200505251725926?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/959200505251725926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=959200505251725926' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/959200505251725926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/959200505251725926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2007/09/dnyann-frenleri-yanyor.html' title='Dünyanın Frenleri Yanıyor'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-7652205003399759862</id><published>2007-09-13T06:13:00.000-07:00</published><updated>2009-12-31T19:35:41.932-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futuristika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ay'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Batı Yakası Hikayesi'/><title type='text'>Doğuş ve Doğum - Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayBic6uLXI/AAAAAAAAAIk/MxKUXTrhliA/s1600-h/dogus.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 164px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayBic6uLXI/AAAAAAAAAIk/MxKUXTrhliA/s400/dogus.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308760489640996210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.futuristika.org"&gt;Futuristika Enteresan Mevzular Dergisi&lt;/a&gt;'nden&lt;br /&gt;(www.futuristika.org)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen olmasaydın,&lt;br /&gt;pek çok başka öykü gibi&lt;br /&gt;Batı Yakası Hikayesi de olmazdı Maria..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökte ayın yalnızlıktan kurtulduğu gece,&lt;br /&gt;sonra doğduğun gece,&lt;br /&gt;tüm ruhumla,&lt;br /&gt;seninle..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Safran&lt;br /&gt;22.01.2009&lt;br /&gt;http://www.futuristika.org/2009/01/22/dogus-ve-dogum/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-7652205003399759862?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/7652205003399759862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=7652205003399759862' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7652205003399759862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/7652205003399759862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2007/09/dou-ve-doum.html' title='Doğuş ve Doğum - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayBic6uLXI/AAAAAAAAAIk/MxKUXTrhliA/s72-c/dogus.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-8771349246012231360</id><published>2007-09-12T11:54:00.000-07:00</published><updated>2007-09-25T08:09:37.473-07:00</updated><title type='text'>Kaos Eşiği - Barış Safran</title><content type='html'>Düşünme Zamanı! Kalıcı bir şeylerin temelini atmanın. Hayatın geri kalanını kurgulamanın. Geç değil. Erken de.. Tam zamanı! Çok düşünmek, az hareket etmek gerek belki de.. ama eylem gereken yerde kaçınmamak.. bir alternatifi elemeden önce, örneğin, denemek için.. ama bu deneyin dönüşü olmayan bir tercihe dönüşmesine izin vermeden.. yeteri kadar dışında.. ama tanımaya, bilmeye, anlamaya yetecek kadar da içinde. Tıpkı kaos eşiğindeki gibi!&lt;br /&gt;İhtiyacı olan felsefeyi, filozofları, kavramları, teorileri bulmadaki içgüdüsel insan yeteneğinin artık kaos teorisine kayıtsız kalması beklenemezdi. Buradaki tamlama elbette tartışılabilir. Bu içgüdüsel yetenek, kendisi için yararlı olanı kendiliğinden bilen türden bir bilinçaltı olabilir.. ya da kaynağını geçmiş atalardan, belki genetik kodlar, belki de toplumsal bilinçdışından alan türden bir sezgi olabilir.. ya da burada sözü edilmeyen bir başka olası kavram..&lt;br /&gt;Kaos teorisi, kaos eşiği, öz-örgütlenme (self-organization). Bu felsefe, yaklaşım ya da ideoloji; ya da düşünce; böylesi bir bakış; paradigma; adına her ne denirse; sırf merak ya da öğrenme isteği adına bilinçli olarak hata yapmak, kriz yaratmak, çatışma çıkarmak, vs.den tutun da olası kaotik durumu sezinleyerek ya da sezinlemeden de olsa hazırlıklı olma adına senaryolar geliştirerek hareket planları hazırlamaya kadar pek çok davranış biçimini içerir. Ancak bu pratik sayılabilecek teknik ve yöntemlere geçmeden önce konuyu daha derin düşünmek gerek. Kendini bilmek! İşe önce kendinden başlamak! Yunus'dan. Mevlana'dan. Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol'dan. Kim olduğunu bilmek gerek. &lt;br /&gt;Kierkegaard'a göre insan yaşamının en önemli anları, bireyin bir özne olarak kendisinin bilincine vardığı kişisel anlardır. Bu kişisel ve öznel öğeler, yalnızca nesnel öğeler; tüm insanlarda ortak olan nitelikleri dikkate alan rasyonel düşünce tarafından açıklanamaz. Oysa, her insanın, her kişinin biricik varoluşunu meydana getiren bu öznelliktir. Tanınmaya ve açıklanmaya muhtaç olan budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-8771349246012231360?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/8771349246012231360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=8771349246012231360' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8771349246012231360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/8771349246012231360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2007/09/kaos-eii.html' title='Kaos Eşiği - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6662587845270484980.post-3180481093229472532</id><published>2007-09-12T10:56:00.000-07:00</published><updated>2009-10-07T00:08:03.911-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='şiir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='futuristika'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='edebiyat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='masumiyet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Odysse'/><title type='text'>Yolculuk - Barış Safran</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayCq2YCW8I/AAAAAAAAAIs/h1nfYIMEQNM/s1600-h/yolculuk.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayCq2YCW8I/AAAAAAAAAIs/h1nfYIMEQNM/s400/yolculuk.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5308761733425421250" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.futuristika.org/2009/01/15/yolculuk/"&gt;Futuristika Enteresan Mevzular Dergisi&lt;/a&gt;'nden&lt;br /&gt;(www.futuristika.org)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günahkarlığın da masumiyetin kadar doğaldı&lt;br /&gt;Doğallığın bana günah kavramını sorgulatırdı&lt;br /&gt;Odysse'den bir travmaya&lt;br /&gt;Örümceklerden "diğerlerine"&lt;br /&gt;Uzanan bir yolculuktu çıktığımız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Safran&lt;br /&gt;15.01.2009&lt;br /&gt;http://www.futuristika.org/2009/01/15/yolculuk/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6662587845270484980-3180481093229472532?l=kaosesigi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://kaosesigi.blogspot.com/feeds/3180481093229472532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6662587845270484980&amp;postID=3180481093229472532' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/3180481093229472532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6662587845270484980/posts/default/3180481093229472532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://kaosesigi.blogspot.com/2007/09/yolculuk.html' title='Yolculuk - Barış Safran'/><author><name>Barış SAFRAN</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10367836697817913672</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://1.bp.blogspot.com/-6ERJrfkPZyg/TzpIlmUWwRI/AAAAAAAAAb0/XT0tMkRVimg/s220/289752_10150394911023095_686593094_8272848_1199512021_o.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jzl8mAC4GmM/SayCq2YCW8I/AAAAAAAAAIs/h1nfYIMEQNM/s72-c/yolculuk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
